Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘nostalji’ Category

Izmir’e Gidecekler icin Tuyolar : 100 Maddede IZMIR
 

 1- Istanbul’dan geldiyseniz, burada da karsi kavrami vardir. Sasirmayin.
 
2- Boyoz’un ne oldugunu hemen ogrenin ve evinize yakin bir boyozcu bulun.
 
3- Ilk gordugunuz kiza yiyecekmis gibi bakmayin, zira cok var onlardan, alisin.
 
4- Bu sehirde -ozellikle Istanbul’dan geldiyseniz- insanlar birine carptiklarinda ozur diler, genelde sabahlari ‘gunaydin’, aksamlari ‘iyi aksamlar’, gun genelindeyse ‘iyi gunler’ diyerek guleryuz gosterirler. ‘Tesekkur ederim’ de en cok duyacaginiz kelime gruplarindan biridir.
 
5- Daha onceden yediginiz adi kumru olan sandviclerin hepsinin dandik oldugunu kabul edin zira izmirdeki kumruyu izmirden baska hicbir yerde yiyemezsiniz.
 
6- Aldiginiz sandvic yarim ekmek gibi benzeri turu yiyecekleri herkesin ortasinda cekinmeden yiyebilirsiniz kimse size donupte vay kafir demez.
 
7- Eger bugune kadar kullandiginiz en teknolojik kart akbil ise otobuse binmeden once kentkart kullanmayi mutlaka ogrenin. Koyden indim sehire modu olmasin sonra.
 
8- Simit yoktur. Gevrek vardir. Cekirdek yoktur. Cigdem vardir.
 
9- Sakin ola ki, Guzelyali da KSK atkisi, Karsiyaka Carsi’sinda Goztepe atkisi ile dolasmayin.
 
10- Kordon’da arabanizla dolasirken kolunuzu camdan sarkitmayin. Kiro damgasi yersiniz.
 
11- Sakin Kemeralti’na arabayla girmeye calismayin. Usenmeden otoparka parasini verin.
 
12- Tarihi asansor ile yukariya cikip korfez manzarasinin tadini cikarin.
 
13- Bu sehirde Flaman Protestan Kilisesi dahi vardir. Sasirmayin ve gayri muslimlerle tanismaya calisin.
 
14- Birilerine adres sormak icin cekinmeyin. Izmir’de iyi insanlar yasar, onlara sorun. Hatta sizi gideceginiz yere kadar bile birakabilirler.
 
15- Cay icilip kuslara gevrek atilabilen vapurlara binin ve karsiya gecin.
 
16- Kemeralti’nda gecirilecek bir gun de ogle ogununu, tarihi Kemeralti Borekcisi’nde su boregi yiyerek ziyafete donusturun. Hemen az ilerisinde bulunan Sefer Usta’nin henuz ulkede nam salmamisken islettigi tarihi, ufacik dukkanda yiyeceginiz kazandibi ile ogununuzu tamamlamayi unutmayin.
 
17- Kibris Sehitleri Caddesi’nde dolasirken sag sola kucuk sokaklara girin. Eski evleri, ilginc balkonlari gorun.
 
18- Genelde taksi soforleri bile kibardir. Sasirmayin.
 
19- Yagissiz ve asiri sicak olmayan bir havada Karsiyaka-Bostanli arasini yuruyun. Bir hafta tatil yapmis gibi hissedersiniz kendinizi.
 
20- Istanbul’dan geldiyseniz Bostanli ve Bostanci isimlerini karistirmayin.
 
21- Ege Universitesi’ nde okuyacaksiniz ‘Izmir sicaktir, soguk olmaz’ laflarina kanmayin. Bornova’da oyle soguklar olur ki ilikleriniz donar. Neyse ki uzun surmez.
 
22- Izmirliler hakkinda soylenenlerden urkmeyin. Kiyi cocuklaridir onlar: Samimi, rahat ve dobra insanlardir. Yasadikca Izmir’in huzuru siner icinize.
 
23- Bocek fobiniz varsa cabuk fobinizden kurtulmaya bakin. Cunku, Izmir’de her tur ve ebatta eklembacakliyi gorme olasiliginiz vardir.
 
24- Istanbul’ dan gelenler: Izmir’in gorece kucuklugune burun kivirmayin. Kentin dokusuna, kulturune nufuz etmeye calisin. Kucuk olmadigini goreceksiniz.
 
25- Mutlaka Bornova Ciceklikoyde piknik yapin. Sabuncubeli mevkiinden Ataturk ile beraber kente yuksekten bakin.
 
26- Kaliteli mekan bakimindan gozunuz acik olsun. Cunku, Izmir’li isletmeciler pek reklami sevmezler. Musteriler kendi bulsun isterler.
 
27- Sokak numaralarini takip ederek aradiginiz yeri bulamayabilirsiniz. Sasirmayin. 206 sokagin hemen paralelindeki sokakta 2510 sokak tabelasi olabilir.
 
28- Bir vapur dolusu Goztepe ya da KSK taraftarinin o gun mac sonrasi haykirarak iskeleye gelmesine sasirmayin, dahasi korkmayin. Zararlari yoktur. Bazi mekanlara bayrak asarlar. Bir kac duvari boyarlar.
 
29- Insanlarin yardimseverligine alisin. Otobuste sizin yerinize kentkart basan kisiler karsiliginda verdiginiz parayi kabul etmezse israr etmeyin.
 
30- Foca denildiginde hangisi diye sormayin. O Eski Foca’dir. Gidin sahilinde gunes batarken birseyler icin.
 
31- Susuzdedenin yerini soran cocuklardan uzak durun. Muhtemelen yankesicidirler.
 
32- Teleferik’ e gidin. Sonra Inciralti’na gecin, kir kahvesinde bir cay icin.
 
33- Urla’ya gidin. Nobel Edebiyat Odullu Yorgo Seferis’in evini, unutulmaz ses Tanju Okan’in evlerini goreceksiniz. Unlu edebiyatcimiz Necati Cumali’nin evi de orada. Urla Iskelede yuruyun.
 
34- Bazi Izmir Milletvekilleri’ nin Izmir’li olmadiklarina sasirmayin. Onlarin bir kismi cantaci diye tabir edilen ve genel baskanlarinin atadiklari Izmir’in yolu nerededir bilmeyen insanlardir. Onlardan bir kismi kentteki diger kentlerin temsilcileri gibi secilirler ve calisirlar. Ornegin Konyalilar, Mardinliler vb. Belediye yatirimlari disinda Ankara’nin pek yatirim yapmamasina sasirmayin.
 
35- Sokakta yururken bir kuyruk gorurseniz dalin kuyruga. Siz de siraya girin. Lokma dokuluyordur. Yuzsuzluk edin iki tabak isteyin. Cogunlukla yadirganmazsiniz.
 
36- Izmir’de Yunan’in nasil denize dokuldugunu merak ediyorsaniz Karsiyaka Iskelesi civarinda ‘Goz goz goz’: Goztepe Iskelesi civarinda ‘Kaf kaf Kaf sin sin sin Kaf sin Kaf’ diye bagirin.
 
37- Alsancak Sevinc Pastanesi ve Konak’taki YKM taa… Bizans doneminden beri bulusma noktasidir. Buyuk Iskender’in yavuklusuyla burada bulustugu anlatilir.
 
38- Hisaronunde Cin Ali’nin durumlerini yiyin. Oradan cikip Kizlaragasinda girin. Vitrinleri seyredin.
 
39- Bornova’da oturacaksaniz aksamlari Kucukpark’ta yapilir piyasa. Haberiniz ola.
 
40- Topcu’nun yerine gidip cop-sis yiyin.
 
41- Izmir yazlari hamam gibi olur. Yaninizda sik sik degistirmek icin t-shirt bulundurun. Kisin bir sure cok soguk yapar. Bere, eldiven, atki kullanmayi ihmal etmeyin.
 
42- Alsancak’ta ve Kordon’da uzun saatler yuruyun. Yorulunca bir yere girip bir seyler icin. Sonra bir daha yuruyun. Iyi gelir.
 
43- Konak Pier’i bir alisveris merkezinden ziyade bir tarihi eser gibi gezin. En ucuna gidip denizi seyredin.
 
44- Fuar donemi olmasa bile arada bir Kulturparka gidin. Yesillikler arasinda dolasin. Rahatlarsiniz. Lunaparka gidin. Donmedolaba binin. Bangir bangir muzik esliginde Izmir’e tepeden bakin.
 
45- Kent merkezinde arabayla dolasmaya calismayin. Pek cok yere yaya olarak gidebilirsiniz. Park sorunu yasarsiniz.
 
46- Izmir’i mumkun oldugunca baska kentlerle kiyaslamayin. Onu kategori disi olarak gormeye calisin.
 
47- Ucuncu buyuk sehir imkanlari yoktur. Is bulmak sorundur. Universiteyi burada biterenlerin buyukce bir kismi Istanbul’a kacar. Ekonomik olarak gun gectikce kuculmektedir.
 
48- Metro’da ‘Tren Bornova Yonune Gider’ unutmayin.
 
49- Ortamda cop tenekesi yoksa, kentkart dolum makbuzu almadan ayrilin. Cunku, melet cebinizde bir yil kalabiliyor.
 
50- Alsancak Cami’nin onundeki duraktan otobuse binmeyin. Bir durak onceye gidin. Oturarak gidersiniz.
 
51- Alsancak’ taki caminin adi Hocazadedir. Kimse boyle soylemez. Onun adi Alsancak Camidir. Izmir’de ne kadar sohretli insan olse orada cenaze namazi kilinir.
 
52- Eger universite icin Izmir’e geldiyseniz ve sinif arkadaslarinizdan biri Izmir’liyse universite hayatiniz harika gecebilir. Cunku, Izmir’in yerlilerinin en fazla bir saat uzaklikta bir yazligi vardir. Yaz mevsimine dogru 6-7 kisi arabaya dolusulup oraya gidilir. Keyifli anlar gecirilir.
 
53- Bornova’da ogrenciyseniz Kucukpark’taki unlu mamuller ureten yerler fena degildir. Fiyatlari makuldur. Cok kalabalik olurlar. Bornova kira haricinde cok pahali bir yer degildir.
 
54- Arkadaslarinizla toplanip yazin Bostanli Iskelesinde basket oynayin.
 
55- Kentkarti arka cebinize koyun. Otobusu binince poponuzu cihaza surtun. Hem soforden azar isitin. Hem de kicimda cip var havasi yaratin.
 
56- Ucakla gelecekseniz Gaziemir’den Karsiyaka’ya gelinceye kadar Izmir otogarindan Balikesir’e ulasmis olursunuz.
 
57- Bornova’da oturuyorsaniz Manisa’ya gitmek Narlidere’ye gitmekden daha kisa surer.
 
58- Acele etmeyin. Bu sehir acele edenleri sevmez. Dukkanlar gec acilir. Gece gec saatlere kadar acik kalir. Bazi esnaflar ogleden sonra gunun hasilatini yeterli bulup dukkani kapatir bir yerlere icmeye gider.
 
59- Ankara’dan geldiyseniz sokakta insanlarin devamli gulumseyen yuzlerini yadirgamayin. Acaba dukkanim mi acik diye tedirgin olmayin. Izmir gulen ve gulumseyen insanlarin kentidir. Siz de gulumseyin.
 
60- Yazin Izmir’de olacaksaniz balkon evinizin en muteber yeri olacaktir. Cunku, dus aldiktan sonra banyodan cikincaya kadar kurursunuz. Yazin Izmir bosalir. Trafik rahatlar. Cunku, pek cok Izmir’linin yazliklari vardir. Oralara giderler. Karsiyakalilar Foca civarinda yer edinmislerdir. Digerleri de Cesme, Karaburun, Mordogan, Ozdere, Urkmez, Kusadasi, Seferihisar da yazliklarda yaz aylarini gecirirler.
 
61- Kosusturmayin, yuruyun.
 
62- Otobuslerde ve bazi yerlerde ‘Piristina, kalbimizdesin’ yazisini gorunce, Kosova’nin Piristina kenti kastedilmiyordur. Merhum Belediye Baskani Ahmet Piristina sevilen bir baskandi.
 
63- Insanlar genelde huzurlu araba kullanirlar. Trafikta birbiriyle kavga edenler azdir. Trafikte yanlis yaparsaniz biri ‘birader napiyon’ der. Kaslarini catar, kizacak gibi yapar. Sonra bir gulumsemeyle oradan uzaklasir.
 
64- Bir kez Karsiyaka macina gidin. Taraftar nasil olurmus gorun. Etkileyici bir manzara yaratirlar. Ozellikle Ataturk Spor Salonunda Karsiyaka-Fenerbahce basket maclarinda muazzam bir atmosfer yaratirlar. Basketbolu iyi bilirler. Istanbul kulupleri gibi basket macina futbol seyircisi gelmez.
 
65- Izmir bir basketbol kentidir. Cok sayida basketbolsevere rastlarsiniz. Basketbol maclarinda salonlar genelde dolar. Bir basketbolsever iseniz Izmir tercih edilesi bir kenttir. Basketbolun lokomotifi Karsiyakadir.
 
66- Kadifekale, Ballikuyu taraflarina tek basiniza gitmeyin. Ankaralilar Ulus, Bentderesi ve Ankara Kalesi civarini nasil bilirlerse, Istanbullular Beyoglu’nun arka sokaklarini nasil bilirse buralari da oyle bilsin.
 
67- Kizinca Izmirlilerin asfalyalari atar, sasirmayin. Asfalya rumca sigorta, guvence demektir. Anlayacagin sigortalari atar.
 
68- Alsancak limani civarinda bir suru salas yapinin arasinda Arkas Holding binasini gorunce sasirmayin. Fiyakali bir yerdir. Otobusle onunden gecerken otobusunuz yukari katlarinin hizasindan gecer. Yemek vakti ise akvaryumdaki baliklar misali calisanlarini gorursunuz. Sirketin sahibi Lucien Arkas’tir. Denizcilik Odasi Baskani da Geza Dolough’tur. Onlar Turk vatandasi levantenlerdir. Kente damgasini vurmus bir levanten nufus ve levanten kulturu vardir. Izmir Turkiye’nin en buyuk limanlarindan biridir. Bazen kocaman bir turistik gemi yanasir rihtima.
 
69- Metro ile Ataturk Stadina gidecekseniz Stadyum duraginda inmeyin. Halkapinar duraginda inin. Daha yakin oluyor.
 
70- Izmirliler misira dari derler.
 
71- Sicaklarda dekolte kizlara aval aval bakmayin. Sayet bakarsaniz kizlar da size tuhaf tuhaf bakarlar. Izmir’de cogunlukla yazin ama her mevsim kizlararasi dekolte yarismasi mi var acaba dediginiz olur.
 
72- Izmir’de cok sayida Balkan kokenli insanlar yasar. Bazi erkeklerin ve kizlarin cok uzun boylu olmasi sasirtmasin. Ozellikle Camdibi semtinde kendinizi Uskup, Gumulcine, Piristine, Filibe gibi bir kentte hissedebilirsiniz. Kahvelerinde renkli gozlu, uzun boylu, limon gibi sari insanlarin ‘Bre more, Asan Astaneye gitti mi?’ turunden konusmalara sahit olursunuz. Konusmalarinda H arfi yutulur Gülümseme
 
73- Yazin butun gun cayir cayir yanarsiniz. Aksamustu yerel imbat ruzgariyla bir nebze olsun rahatlarsiniz. Ozellikle sahile yakin yerlerde aksamlari esinti eksik olmaz.
 
74- Adinda bir kent ya da semt adi olmayan nadir kuluplerden biri Altaydir. Az sayidaki taraftari Buyuk Altay derler. Maclarina gitmek zevklidir. Pek taskinlik olmaz. Bazi yasli amcalar bir yandan sohbet edip, mazinin Buyuk Altayini konusurlar bir yandan da tenis maci seyreder gibi maci izlerler. Altay kulubunde bazi gayri muslimler uyedir. Yonetimde seckin insanlar vardir. Alsancak, Kahramanlar gibi seckin muhitler ve limontepe gibi bir kac gecekondu muhitindekiler desteklerler. Bir kac zengin Izmir’li ailenin destekleriyle ayakta durmaktadir. Eski basbakanlardan Adnan Menderes’in kalecilik yaptigi, Mustafa Denizlinin yetistigi ve Istanbul’a cok sayida oyuncu gondermis bir kuluptur. Ayrica, Fenerbahce eski baskanlarindan Sukru Saracoglu Altay’in da baskanligini yapmistir.
 
75- Hizla kume dusen Goztepenin, Asansor civarindan baslayip, Uckuyulara kadar uzanan hat boyunca taraftarlari bulunur. Ozellikle Guzelyali, Goztepe semtlerinde yogunlasmislardir. Taraftarlari 1960′li yillarin efsane takimindan bahsederler. Avrupa Kupalarinda ilk yari final oynayalariyla ovunurler. Karsiyaka’dan ve KSK dan nefret ederler. Goz goz goztepe seklinde tezaruhat ederler. 1980 yilinda Dunya’da ilk defa bir ikinci lig macinda seyirci rekoruna Karsiyaka ile birlikte imza atmislar ve 80 bin seyirciyi Ataturk stadina toplamislardir. Istanbul’un uc buyuk takiminin deplasmanda Trabzonla beraber seyirci ustunlugu kuramadigi iki takimdan biridir.
 
76- Karsiyaka basketbol subesiyle on planda olan bir kuluptur. Yasar Holding hamisidir. Kaf kaf kaf sin sin sin kaf sin kaf tezaruhati yaygindir. Futbol disinda cok sayida bransta faaliyet gosterir. Ornegin yelken. Taraftarlari biz Izmir’li degil Karsiyakaliyiz derler. 35 ½ plakasi tasirlar. Buna karsin Goztepeliler Tam 35 ve Biz Izmir cocuguyuz ya siz? slogani tasirlar.
 
77- Altinordu, ozellikle basmane, tilkilik, namazgah gibi Izmir’in gavur Izmir olarak anildigi yillarda Turklerin yogun oldugu mahallelerde kurulmus ve sevilmistir. Halen basketbol subesi olmasa da basketbol liginin ilk sampiyonu Altinordu’dur.
 
78- Esrefpasa, Ucyol, Hatay, Yaghaneler semtlerinin kulubu Izmirspordur. Altyapisi ve mulkleriyle kuvvetli olarak bilinir.
 
76- Bucaspor Buca semtinde kendi yagiyla kavrulan bir kuluptur. Sari kirmizili goztepe, siyah beyazli Altay’dan sonra sari lacivertli Bucaspor Istanbulun uc buyuklerinin Izmir’deki muadil tamamlayicisi gibidir. Izmir’de soyadlari kulup adi olan bazi degerli sahsiyetlerin kentidir. Vahap Ozaltay, Sait Altinordu, Fuat Goztepe.
 
77- Dokuz Eylul Universitesinin bazi bolumleri Ege Universitesi kampusu icindedir. Ege Universitesi Hastanesi Romanyadaki diktator Cavusesku’nun yaptirdigi gorkemli sarayi cagristirir. Cok buyuktur. Icinde kaybolursunuz.
 
78- Izmirliler kendilerini cagdas, ilerici ve batili olarak gorurler. Turkiye’nin batiya acilan kapisi, batiya donuk yuzu falan denir. Okumus yazmis insani coktur.
 
79- Bir kismi Gavur Izmir lafindan rahatsiz olur. Bir kismi da dinime kufreden musluman olsa bari deyip, guler gecer umursamaz.
 
80- Ucuncu buyuk kent olmakla ovunulur. Sonra da super ligde bir takimin olmamasi ucuncu buyuk kente yakisiyor mu diye hayiflanirlar.
 
81- Izmir’de cok sayida emekli insan yasar. Pekcogu emekli devlet memuru ve devlet iscisidir. Ozellikle emekli askerler ve ogretmenler yogundur. Konak ve Ucyol istikametinden Bati yonune dogru otobusle giderken duraklarda bekleyen bir yigin emekli yasliya rastlarsiniz. Keza Bornova ve Karsiyaka da emekli cenneti yerlerdir. Ulkede olup bitenlere kendilerine has bir tutuculuk sergilerler. Biz Ataturk’un ve Cumhuriyetin cocuklariyiz derler.
 
82- Basta Bornova olmak uzere, Alsancak, Karsiyaka ve Buca’da genis bahceli cok sayida levanten koskune rastlarsiniz. Bir kisminin icinde artik insan yasamaz. Bazilarinin icinde yasli gayri muslim vatandaslarimiz yasarlar. Onlar mazinin zengin is adamlari ve Avrupali tarim urunu tacirleridir.
 
83- Cesmeye gitmeyi ihmal etmeyin. Cesmeye gidip de Cesme kumrusu ve Rumeli pastanesinde sakizli dondurma yemeyi unutmayin. Yakin yerlerinde cok guzel plajlari vardir. Alacatiyi gezin.
 
84- Universite kampuslerinde stand kurup gezi duzenleyenlerin gezileri hem ucuzdur hem de guzeldir. Katilmaya bakin. Bahar doneminde vizelerden sonra tezgahlarini acmaya baslarlar.
 
85- Yilbasi biletinizi kemeralti girisindeki sag taraftaki biletciden alin. Neden bilmiyorum.
 
86- Turkiye’nin en buyuk bolge gazetesi Yeni Asir Izmir’den cikar. Ulkemizin yasayan en eski gazetesidir. Yuzyilin basinda Selanikte cikmaya baslamistir.
 
87- Turkiye’de ilk futbol maci Bornova’da papazin bahcesinde iki rum mahallesinin gencleri arasinda oynanmistir. Fakat, Izmir’e futbolu ingiliz levantenler getirmistir. Yine Turkiye’de ilk atletizm musabakasi da Bornova’da yapilmistir.
 
88- Turkiye’de ilk demiryolu hatti Izmir’den baslamis, ilk tren istasyonu Izmir’e yapilmistir.
 
89- Izmir bir camiler degil, kiliseler ve havralar kentidir. Kentte eskisi kadar olmasa da bir miktar musevi vatandas yasar. Cogu kemeraltinda esnaf ya da doktor, dis hekimi falandir.
 
90- En yuksek bina Hilton Otelidir. Kimileri onu Izmir’in bir organi olarak gorur.
 
91- Kimileri Guzel Izmir der. Bu sifat burada yasayan rumlar tarafindan konuldugu rivayettir. Kentte en fazla nufusu uzun yillar rumlar olusturmustur. Onlar Izmir i bir kraliceye, Bornova yi da bu kralicenin tacina benzetirlermis. Bu yuzden Guzel dedikleri anlatilir. Dogruysa.
 
92- Firsat bulursaniz yakindaki Izmir koylerine gidin. Koylulerle sohbet edip Ege sivesini dinleyin. Gelivedim, gidivedim, nediyon usen (Ne yapiyorsun Huseyin) gibi cumleleri duyun. Selcuk ilcesinin Sirince koyune gidin. Sarapevlerini ziyaret edin. Gozleme yiyin.
 
93- Eski itfaiye binasi Ahmet Piristina kent muzesine donusturuldu. Gidip gezin. Bina arkasindaki lokantadan Izmir yemeklerini uygun fiyata yiyebilirsiniz.
 
94- Kentte cok sayida Girit mubadili aile yasar. Izmir pazarlarinda envayi turlu otun satildigini gorursunuz. Giritlinin gectigi yerde ot bitmez lafini duyarsiniz. Onlar otlardan birbirinden ilginc, lezzetli ve dahasi saglikli yemekler yaparlar. Ahh ahh… Sade suya tirit, elden gitti Girit.
 
95- Izmir kofteler diyaridir. Tire, Odemis, Kosova kofteleri meshurdur. Kemeraltindaki esnaf lokantalarinda Izmir kofte ve kokorec yiyin.
 
96- Hakiki Koc ve Pamukkale firmalarinin merkezleri Izmir’dedir. Otogar Bornova’dadir.
 
97- Uzun yillar Turkiye’nin en buyuk stadi unvanini elinde bulunduran Ataturk Stadi Izmir’dedir. Izmir cok sayida uluslararasi spor organizasyonuna evsahipligi yapmistir.
 
98- Izmir fuarlar kentidir. Kulturparkta yil boyunca pek cok sektorun fuari yapilir. Ama en gorkemlisi ve buyugu Agustos ayinin son haftasi baslayip eylul ayinin ikinci haftasina kadar suren Izmir fuaridir. Ilk gun ucretsiz olur. Sadece Izmirliler degil, cevre il ve ilcelerden de cok sayida ziyaretci gelir. Otomotiv standlari ile ikram ve hediye dagitan standlar yogun ilgi gorur.
 
99- Inciraltinda Ozdilek alisveris merkezinin orada bir savas gemisi ve denizalti, muze olarak hizmet vermektedir. Merakliysaniz gidip belese gezebilirsiniz.
 
100- Ankara’dan gelenler icin Cankaya burada bir alisveris ve is merkezidir. Unutmayin.

Read Full Post »

Read Full Post »

KARDELEN VE HERCAİ
Günümüzden yıllar önce birbirini çok seven iki çiçek varmış.Bunlardan erkek olan,sevgilisini o kadar çok seviyormuşki, baharda açtıklarında onu diğer çiçeklerden kıskanıyormuş. Buna daha fazla dayanamayan erkek çiçek, baharda herkezin içinde açmak ve kalabalıgın içinde kaybolmak yerine kışın dondurucu soğugunda açarak, canından çok sevdiği sevgilisini daha çok görmeyi hayal etmiş. Yine bahar gelmiş.Tüm çiçekler açmış ve toprağı yedi renge boyamış. Erkek çiçek kışın kurduğu hayallerini anlatmış sevgilisine.Dişi çiçekte sevgilisinin bu fikrini cok beğenmiş ve bir daha ki sefere hiç kimsenin açmaya cesaret edemediği dondurucu soğukta açmaya söz vermişler.Bahar bitmiş yaz geçmiş ve kış gelmiş. Sevgilisine kavuşma hayalleri ile yerinde duramayan erkek çiçek, karın bir yorgan gibi kapladığı toprağı delerek yeryüzüne çıkmış. Bembeyaz karlar içende o renkleriyle göz kamaştıran sevgilisini aramış, aramış ama bulamamış.Ümidini yitiren çiçek bir süre sonra boynunu eğmiş ve soğuğun şiddetine daha fazla dayanamayarak hayatını kaybetmiş. İşte o günden sonra aşkı için kışın dondurucu soğuğuna bile aldırmadan karların içinde açan çiçeğe KARDELEN ona sadık kalmayıp aldatan sevgiliyede HERCAİ denmiş…

Umarım hayatınızda herzaman Kardelen aşklarınız olur…

Read Full Post »

“En uzak mesafe ne Afrika’dır,
Ne Çin, Ne Hindistan,
Ne seyyareler
Ne de yıldızlar geceleri ışıldayan…
En uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir..
Birbirini anlamayan…”

Bir gülüş kadar içten
Bir gülüş kadar gerçeğiz
Kim olduğumuz, ne olduğumuz önemli değil
Kendimizi ifade edebildigimiz yerdeyiz
Sevildiğimiz kadar değil
Sevebildiğimiz kadar değerliyiz!

Read Full Post »

Büyük bir hava meydanının bekleme salonunda , genç bir bayan uçağına binmek üzere bekliyordu..uçağın hareketine saatler olduğu için zaman geçirmek maksadıyla bir kitap ve bir paket küçük kurabiye satın aldı.Dinlenmek ve kitabını okumak için VİP salonunda bir koltuğa yerleşti. Kurabiye paketinin durduğu sehpanın yanındaki koltuğa bir adam oturdu. Dergisini açıp okumaya başladı. Genç kadın ilk kurabiyesini aldı. Adam da bir tane aldı.Bayan çok rahatsız hissetti kendisini ve: “Sinir bir şey. Havamda olsaydım bu cüretinden dolayı onu yumruklardım!” diye düşündü. Bayan bir kurabiye alıyor, adam bir tane…çıldıracak gibiydi bayan…ama olay çıkarmak istemiyordu. Nihayet son kurabiye kalınca kadın: “Bu küstah adam şimdi ne yapacak?” diye düşündü. Adam son kurabiyeyi aldı, onu ikiye böldü ve bir parçayı kadına verdi…Aaaaa…bu kadarı da fazla! Çok öfkelenmişti şimdi! Kadın sinir içinde kitabını ve diğer eşyalarını alıp bir fırtına gibi giriş salonuna oradan da uçağın içine yöneldi.Uçaktaki koltuğuna oturdu. Gözlüğünü almak için çantasını açtı. Ne görsün? Kurabiye paketi açılmamış, orada duruyordu. Çok utandı. Çok büyük bir yanlış yaptığını anladı. Kurabiyelerinin paketini hiç açmadan çantasına koyduğunu unutmuştu. Oysa ki adam kendi kurabiyelerini hiç sinirlenmeden ve yüksünmeden kadınla paylaşmıştı. Kadın ise kendi kurabiyelerinin paylaşıldığını düşünerek çok sinirlenmişti. Ve şimdi bu durumu telafi şansı yoktu. Özür dileme olanağı da kalmamıştı.

Telafi edemeyeceğiniz dört durum vardır;

1.   taş atıldıktan sonra…..
2.   söz ağızdan çıktıktan sonra….
3.   fırsat kaçtıktan sonra…
4.   zaman geçtikten sonra…..

kendinize iyi davranın….çıkan ok geri dönmüyor…

sevgiyle kalın….

Read Full Post »

ALTINCI BÖLÜM
 İnsanlar nereden geldiğini, nasıl yaşadığını unutur olmuş. Atalarından öğrendikleri tartışmaya açık gibi olmuş..modern kitaplarda yazmadığı için. Ülkenin tarihini bile başkaları yazar olmuş. İnsanlar para kazanmaya başlamış ancak para ile alacak yerli mal bulamaz olmuşlar. Vergilerden, harçlara, sınavlardan toplu taşımacılığa kadar pekçok şey değişmiş.

Duman, toz, zehirli atıklar dereleri simsiyah yapmış…gökyüzü kurşuni gri, insanların suratları koyu sarı olmuş. Bebeler ölmeye, insanlar kanser ile tanışmaya başlamış. Yok olmak üzere olan tabiat kurtarılsın diye dernekler kurulmuş. Okyanusta yok olmak üzere olan hayvanlar okutulmuş ders kitaplarında … yok olan tiftik keçisinden bahsedilmeden.

Ailelerde gençler söz dinlemez olmuş yavaş yavaş. Yabancı adam bu gençleri yönlendirmeye başlamış. Aileniz kucaklarını kapatıyor ve sizi anlamıyorsa bana daha çok yaklaşın demiş. Gençler bu şefkatli kucağa bırakmaya başlamış kendini. Sonra ağır gelen dini gerekler bile terk edilmeye, adamın dinine geçen ülke insanı sayısı artmaya başlamış. O dine ait ibadet yerleri açılmış.

Yabancıların açtığı işyerleri para kazandıkça büyümüş, büyüdükçe para kazanmış. Yerli halk bunlarla rekabet edemez hale gelmiş. Ama…içki, kadın, kumar tutkunları (!) yabancı kadınlardan aldıkları dersler ile huyları değiştiğinden vazgeçemez olmuşlar. Kadınların sayısı o kadar artmışki….o kadar olur. Eğlence mekanları çığ gibi artmış. Mekanlarda yerli kızlara rastlamak mümkün değil diye ülke kızlarından bazıları o yabancı kadınlara benzemeye başlamış. Benzedikçe bu mekanlarda iş bulur olmuşlar…

Yerli arabalar terk edilmeye başlanmış, hayat değişmiş…Lüks ve israf almış yürümüş. Yaşam kalitesi artacak diye pek çok gerekli gereksiz yenilik girmiş insanların hayatına.. Pahalı olan bu alışkanlık, heves ve gösteriş kendini maddi zararlar şeklinde göstermeye başlamış. İnsanlar paraları olmadığı halde kredi veya borç alarak o mala sahip olmaya çalışmış..ama gelirleri düzenli ve yeterli olmadığı için bir süre sonra daha çok para kaybedip borcunu ödeyemez hale gelmişler.. Faizler, cezalar hapisle, intiharlarla yer değiştirmeye başlamış. Ülke insanları ayağını yorganına göre değil yatak odasının tavanına kadar uzatmaya başlamış…

YEDİNCİ  BÖLÜM
Aile saadeti yerini çatışmalara, kırgınlıklara, ihanet ve aldatmalara bırakmış.. insanlar aile bağlarını yavaş yavaş zayıfladığını göremez olmuş.  Parasızlık, ahlaksızlık girmiş insanlardan bazılarının hayatına.      Parasızlık diğer ahlaksızlıkları beraberinde getirmiş. Yolsuzluklar, tefeciler, rüşvet başlamış hiç alışık olmadıkları bir şekilde. Kendileri rüşvet ister, kendiilerinden rüşvet istendiğinde şikayetçi olur hale gelmişler. Sonra rüşvetin adını bahşiş koymuşlar olgunluk ve pişkinlikle. Hediye alır gibi almışlar, çocuklarının gırtlağından bu lokmaları geçirmişler..

Kızları, erkek çocukları kendilerinden çok arkadaşlarının sözünü dinler olmuş.. gazetelerden magazin programlarından etkilenerek. Yabancı marka merakı baştan aşağı ülkeyi kaplamış. Bayram ziyaretlerinin yerini cep’ten çekilen kısa mesajlar almış. Büyükler bayram sabahları cam önünde beklerken ülke insanları bayramlaşma yerine tatile gitmiş… eğlenceye ara vermemek için. Sahte bir sarhoşluk gözlerdeki körlük gibi tüm bedenleri sarmaya başlamış..

İyi ile kötü karışmaya başlamış, tartışılır olmuş en somut gerçekler.. yabancı adam ve kadınların etkisiyle.. Onlar istemiş, ülke insanları yapmış. Onlar istememiş ülke insanları o şeyi terk etmeye başlamışlar. Bazıları hariç…

Sağduyu sahibi, ileriyi gören bazıları isyan bayrağı çekmiş, feryat etmeye başlamış sesini duyurana kadar.. duyurmuş duyuramamış bilinmez ama mücadeleden vaz geçmemişler. Etraflarına mum ışığı gibi aydınlık yaymaya çalışmışlar.

Sarı saçlar kahverengileşmeye başlamış, dişler kararmış, ülke ufukları koyu gri bulutlarla dolmuş.. Gökyüzü katmanları bile nasibini almış bundan. Güneş ışıkları doğrudan tenlere deyip yakmaya başlamış. Kanser olanların ölenlerin sayısı artmış..

Cinsel tercihler bile değişmiş. Ahlaksızlık eşcinselliğe, sübyancılığa kadar varmış. Dergiler, kasetler doldurmuş vitrinleri…Yabancı dergi ve gazeteler okunur olmuş çagdaşlık adına.. reklamlar verilmiş afişler boyu..mayolu kadın resimleri kaplamış sokakları…

İnsanlar çok düşünüp iş çıkarmasın diye dikkat dağıtmak lazım diye düşünmüş yabancı adamlar. Futbol ile dimagları meşgul etmişler.. Transferlerde yabancı oyunculara kamyon dolusu paralar ödenmiş..insanlar bütün haftayı maç beklemekle geçirir olmuş. Fanatiklik sarmış etrafı, maçlar döner bıçağı olmadan seyredişlemez olmuş. Oyuncular şike yapmış, hakemler tartaklanmış. Maç zevkle değil korkuyla seyredilir olmuş. Çocuklar, kızlar maçlara gidemez olmuşlar. Çarşıda pazarda maç kavgaları, cinayetler işlenmiş..   

SEKİZİNCİ  BÖLÜM
Tutulan takım için pahalı formalar alınmış, fanatiklik sarmış her yanı. Maç bahisleri piyangoların önüne geçmiş, şikeler artmış, adı teşvik primi olmuş..yapanlar ispat edilemediği için hapse konulamaz olmuş. kendi takım arkadaşlarını satan sahtekar oyuncular zengin olurken spor ve sporcular darmadağın olmuş…   

Zamanla yabancı adamın ülkesinden olmayan  yabancılarda gelmeye başlamış…pasta çok lezzetli diye. Hepsi arasında kırışmış, o ülke insanları pek nasiplenememiş. İşyerleri birbir kapanırken..işsiz kalanlar mafyalaşmaya başlamış. Otopark, ihale, kumarhane mafyaları türemiş. Çek senet mafyaları ile iş görür olmuş insanlar. Zengin daha zengin fakir daha fakir olmuş.

Tabiat varlıkları, atalardan kalan emanetler bile ad değiştirmeye başlamış. Peri bacaları kapodokya olmuş.Kıyı şeridi yabancıların evleriyle dolmuş. Hatta malikaneleriyle. Bahçelerine vatan hasretini dindirmek işçin astıkları bayraklar bir özgürlük abidesi gibi dalgalanır olmuş.. Evleri siteye, siteleri köylere, köyleri yerlilerin giremeyeceği yasak şehirlere dönmüş…

Bilgisayar ve internet ağı tüm dünya gibi o ülkeyide kaplamış baştan sona..sapık siteler yasak yayınlar sokmaya başlamış çocuk odalarına. Hem para kazanıp bilgisayar satmış bu adamlar, hem reklam alıp paralarını katlamış hem de istedikleri içeriklerle bazıları zehir saçmış etrafa….Yüzyüze söyleyemedikleri için bir araç olmuş ekranlar…Sıkışınca..medya beni yanlış anladı demişler. Yorum farkı demişler. Önce birine açıkça söyletip nabız yoklarken çok tepki gelirse o arkadaşımızın şahsi görüşü demişler, tepki gelmezse yürürlüğe koymuşlar hemen.

Uyuşturucu alışkanlığını artırmak için okul önlerini kullanmaya, dövmelerle insanları işaret taşına çevirmeye başlamışlar. Dudaklara teller takmışlar, gözlüklerin yerini göze konulan cam parçaları almış estetik uğruna. Sapasağlam bedenler sahte güneşle bronzlaşıp, estetik ameliyatlar geçirmişler yüksek bedellerle… Topluma bu insanlar örnek model gösterilmiş.. manşetlerden inmemişler. Okuyanların beyninde model olmuş be bedenler…

Sokak iç çamaşır defilelerine kadar varmış iş.. alenen. Araba fuarları başka sergilere dönmüş. Poşette satılan dergiler yavaş yavaş poşetlerden çıkmaya başlamış. Hayati ihtiyaçlar arasına alkol, sigara, uyuşturucu, lüks, israf, yabancı menşeeli mallar sokulmaya çalışılmış…

DOKUZUNCU  BÖLÜM
Ormanlar kesilip arazi yapılmaya, olmadı yakılmaya başlanmış. Ciğerlere taze hava yerine toz bulaşsın diye. Yabancılar kendi ülkelerinde dal koparmazken ormanları fabrika yapmak istemişler. Sahili kapatıp özelleştirmek, tatil köylerinde yalnız kalmak istemişler..

Zamanla güçlenmişler, kararlılıkları artmış. Amaçlarına ulaşma istek ve inançları artmış. İsabetli karar verip doğru hedef seçtiklerinden emin olmuşlar. Bazı ülke insanları görmüş bunu…bazıları görememiş..

Ülkelerinde ürettikleri malları bu ülkede daha çok satabilmek için herşeyi yapmışlar.toplum üreten değil tüketen bir hale gelmiş. Tıpkı tükenmeye yüz tutmuş umutları gibi.. Paraları yabancılara emanetmiş, ödül alan kitaplar nedense ülkeyi kötüler cinstenmiş. Bizim fındığımız diyememiş bu insanlar fındık demiş. Ülkenin lokumuna baklavasına başkaları sahip çıkar olmuş. Yabancı eski düşmanlar kardeş gösterilmeye çalışılmış, onlar emellerinden vazgeçmediği halde geçmiş gibi anlatılmış..kanmamış insanlar. Ama bazıları kanmayı dilemiş, kanar gibi yapmış, çok azı gerçekten inanmış.

Çeteler başlamış gösteri merakıyla. Bu çeteler mafyalara adam yetiştirir olmuş. Sokak savaşları olmuş aralarında bazen polise karşı omuz omuza taş atmış bu kandırılmışlar. Silah satmış yabancılar her iki tarafa da. Askere, öğretmene kurşun atanlara mermi satmış, mayın satmış, silah satmış. Parası yoksa bedava vermiş. Yakalanınca bu silahlar şaşırmış yapıp onlar zaten kayıptı demiş pişkin pişkin.

Eğitsel kollar klüp olmuş, özel klüpler açılmış dernekler gibi. Bu klübler milli bayramlarda en önde yürür olmuş. Tanklarınızı geçirmeyin çocuklar korkuyor demişler. Protokoller değişmiş, davetiyeler değişmiş, kılık kıyafetler değişmiş. Sigortasızlar tedavi olamaz, bazı sokaklar girilmez olmuş. Deprem tehlikesini bile bile bazı insanlar adi inşaatlar yapmışlar. Yıkılınca Allah’tan demişler aldıkları bozuk nasihatlar ve yarım akıllarıyla..

İnsanlar ormana ulaşabilmek için arabayla en az bir saat gitmek zorunda kalmışlar. Tavuklar hasta deyip defalarca milyonlarca tavuğu katlettirmiş bu adamlar. İhracatı kısarken ithalatı sonuna kadar açmışlar…Sahte adi yabancı ülke malları dolmuş heryer.. Adi ama ucuz ürünler kolayca alıcı bulmuş başta sonra tehlikenin farkına varmışlar ama küçük sanayiler yerle bir olmuş sonra uyanmışlar..

Bakkal market savaşları yaşanmaya başlamış pek adil olmayan bir şekilde. Marketler zengin bakkalar yerle bir olmuş. Birisi kurtaramamış bu bakkalları. İnsanlar otoparkı var, çeşit çok, kredi kartı geçiyor diye hafta sonları eğlence gibi alışverişe gitmiş. Tüketmeye o kadar alışmışlarki mahalle bakkalları sadece süt ve ekmek satar olmuş…Sınırsızca kart kullanmışlar. Yetmemiş kartlara taksit yapmaya başlamışlar yabancılar…

ONUNCU  BÖLÜM
İnsanların umudu tükenmeye, canları sıkılmaya başlamış. Parası bitik, umudu yitik insanlar en kolay olanı konuşmayı, kahve köşelerinde siyaset yapmaya başlamışlar. Devleti kurtarırken  iş aramayı bırakmışlar. Ganyan yarışları tüm haftaya yayılmış, yetmemiş gece yarışları konmuş. Piyangolar hediye arttırmış, at yarışları ev verir olmuş. Maç lotoları almış başını yürümüş. Kumarhaneler yasakmış ama bu işlerin de kumardan farkı yokmuş.

Asgari ücretle çalışan insanlar okey masalarında, ganyan bayilerinde paraları bitirip ev kirasını, çocukların okul taksidini hiç uğruna feda etmişler. Kızlar okuldan alınmış, kadınlar sokak ortasında dövülmüş, çocuklar çırak verilmiş. Ahlaksızlık o kadar artmışki her mahallenin tapulu bir hırsızı olmuş. Evler demir parmaklıklarla kapalı cezaevi gibiş olmuş. Kötüler dışarda dolaşırken.

Hapse girenler af umudunu hep taşımışlar. Gökdelenler yükselmiş sokak aralarında. Araba sayıları artmış, yollar aynı kalmış. Yollarda yayalar arabalardan hızlı gider olmuş. Motorlar türemiş bir ara sonra bir anda modası geçmiş.

Mangallar engellenmeye çalışılmış, kanser yapar diye. Kurban kesmeyin vahşet diye haberler yapılmış yabancı adamlarca….dinin gereği iken. Ne hadlerine ise?

Din değiştiren, kilişsede evlenen o ülke insanları manşetlerde aylarca dolanmış, dizilerde ahlaksız kadınlar merhamet gösterilmesi gereken kader kurbanları gini aktarılmış. Namuslu olmayan yollarla çocuk sahibi olanlar kahraman, çaresiz gösterilmiş. İnsanların dini duyguları, merhamet hisleri hep kötüye kullanılmış. Mazlumu oynamış insanlar iş yapmak istediklerinde. Merhamet dilenmişler. Merhametli Allah’tan korkan ülke insanları dayanamamış merhamet etmiş..

Ama onlar içerde yüze gülerken dışarda veryansın edip bu ülkedeki yaşam şartlarını çekiştirmiş hatta şikayet etmişler. Her türlü hak ve ayrıcalıkları varken daha fazlasını istemişler. Kendi dillerinde okulları, gazeteleri dergileri varken daha çok istemişler..haritalarında o ülkenin topraklarının bir kısmını kendi ülkelerinde gösterecek kadar ileri gitmiş iş…Hainleri kışkırtıp zorla sürügün etmeye mahkum etmişler insanları…köyler boşalmış, tarih kalıntıları baraj altlarında kalmış, kendi tarihi eserleri korumaya alınmış. Gün olur lazım olur diye…

ONBİRİNCİ  BÖLÜM
Evinde işinde huzuru kalmayan insanların iç huzuru da kaçmaya başlamış. Hemen kendi yarattıkları bu boşluğu doldurmak için harekete geçmiş bazıları..Allah ile kul arasına bir mertebe koymaya çalışmışlar. Dini duyguları alet edip insanları daha çok kandırmışlar. Asıl düşman ortada sırıtırken kendi mezhep faklılıkları ile meşgul etmişler insanları. Beş kulaklarla alay etmişler, çift kafalılara lakaplar takmışlar. Pembe gözlüler istenmeyen ilan edilmiş. Pembe gözlülerin aslında karlı dağlardan, çift başlıların uzaydan geldiğine kandırmaya çalışmışlar toplumu. Beş kulaklıları telefonları dinlemekle suçlamışlar. Sırtında hörgücü olanları sen bizden değilsin diye dışlamışlar. Senin peygamberin farklı demişler yeşil saçlılara…Huzur ve kardeşlikle yüzyıllardır yaşayan bu insanların arasına içerden ve dışardan nifak tohumları ekmeye çalışmışlar. Kanmamış insanlar ama kulaklarının bir köşesinde kalmış bunlar sabun köpüğü gibi. Yabancılar bunu temcit pilavı gibi her masaya koyduklarında daha çok inanmaya başlamışlar gerek yokken.

Müzik tercihleri değişmiş, eskiden dinledikleri şarkı ve türküler banal olmuş, yabancı melodiler pek bi revaç görmüş. Solistlerin resimleri süslemiş yatak odalarını. Ata ve aile resimlerinin yerini uzak diyarlardan beynimize sokulan saçma sapan çizgi film kahramanlarının resimleri almış. Çocuk isimleri bile farklı verilmeye başlanmış doğunca.

Kediler kutsal, öldüren cani, köpekler şeytanken…kediler nankör, köpekler en sadık hayvan olmuş haberleri yokken. En sadık dostları at iken. Ata sporları bile unutulup yabancı sporlarla uğraşmaya başlamış insanlar…Büyük şehirlerdeki gökdelenlerin tepesine kadar çıkmak mümkün olmamış yerli insanlara çağrılmamışlarsa.. oralar ayrı bir ülke gibi olmuş kapıda korumaları ile…

Köprüler, yollar yabancılara ihale edilir olmuş, tren yolları metro oluvermiş. Üç tarafı denizken o ülkenin deniz taşımacılığını başkaları yapar olmuş koca koca gemileriyle…

Gazeteler intihar edenlerden, aşiret kavgalarından, namus cinayetlerinden geçilmez olmuş..Bağnazlık almış yürümüş, dinsizlik almış yürümüş, satanizm gibi zorlamalar sokulmaya çalışılmış insan hayatına..

Tarım ve toprak ile uğraşanlar sanayileşme adına topraktan koparılmaya çalışılmış, enerji dışa bağımlı hale getirilmiş…insanlar geçim sıkıntısı derdine ideallerinden gün be gün uzaklaşır olmuşlar. Sağlıklı mutlu kutu gibi evlerde yaşarken buldukları tadı hiçbir zaman bulamamışlar…Eski bayramlar reklamlarda kalmış, hatıra defterleri tozla dolmuş, sinema filmleri alay konusu edilmiş..eskiden olan herşey kaka, yeni herşey modern ve iyi gösterilmeye çalışılmış…

ONİKİNCİ  BÖLÜM
Aradan çok değil dört yıl daha geçmiş. Ormanlar sararmış, dereler siyaha bürünmüş..mavi gökler simsiyah olmuş..zenginler gökdelenlerde fakir yerliler mağaralarda, kanalizasyon hatlarında yaşamaya başlamışlar..Denizler girilemez kadar kirli, kokusu dayanılmaz şekilde ağır olmuş. O ülkenin yer altı ve yerüstü neyi varsa hepsi kullanılmış iliklerine kadar ve tükenmiş…ağaçlar kesilmiş..binalar yıkılmış..arabalar yakıt yokluğundan çalışamaz olmuş. İnsanlar iş değil aş bulamaz hale gelmiş.

Yerliler bu durumdayken yabancılar yavaştan valizlerini toplamaya başlamışlar.. Çoktandır gözledikleri yeni bir ülkeyi kendilerine yurt seçmişler. İlk gelen yabancı adam ölmüş, ilk gelen kadınlar moda evi sahibi, dergi sahibi olmuş -ama mal satacak kimse kalmamış ortada- alacak bir şey, kandıracak bir insan kalmamış .

Emecek kan kalmadığını görenler biletlerini hazırlamış önce ve bir gün uzaylı bir koloni gibi bu ülkeden ayrılmışlar. İnsanlar kaderleriyle baş başa kalmış. Hastalık ve yoksulluğun kol gezdiği sokaklarda mutsuzluk ve açlık tek egemenmiş. İnsanlar evcil hayvan etlerini yemeye, parklarda uyumaya mecbur haldeymiş. Fabrikalar harabeye dönmüş, bankalar sinema setlerine..elektrik yanmaz olmuş, televizyonlar çalmaz olmuş..Ata yadigarları bile üç kuruş için satılır olmuş. Yiyecek almak için.. Ülke dışına gidenler bir süre daha refahla yaşadılarsa da bir zaman sonra geri dönmek zorunda kalmışlar…orada istenmediklerinden. Gelmişler ve aynı sefalete ortak olmuşlar.

Yabancılar tek kurşun atmadan, tatlı dille ülkeyi harabeye çevirmişler..sonra terk edip gitmişler. Mavi denizler, yeşil tabiat simsiyah olmuş. Umutlar ve yarınlar gibi.

Son insanda ölünce geriye anı bile kalmamış…Yokluk ve sefalet açgözlülükle, nefsine hakim olamamakla birleşip sonunu getirmiş o ülkenin..Neden böyle oldu diye aylarca kanalizasyon kanallarında konuşmuşlar aralarında da nedenini bulamamışlar… esrarlı beyinleri, ilaçlı hormonlu yiyecekleri akıllarında hiçbir şey bırakmamış… akılsız, düşüncesiz, umutsuz, ne yapacağını bilmez halde dünyanın sonunun gelmesini beklemişler…

Küçükken dinledikleri ninniler eski kasetlerde kalmış..

Yabancılar geldikleri gibi gitmişler yerliler onları karşıladıkları gibi değilmiş…

Yüzleri yeşermiş, birbirlerini yıllarca kırıp geçirdikleri için parçalanmış, tek ses tek yürek olamaz bir halde terk edilmişler…sonsuza dek..o ülke bir daha kendini toparlayamamış..

SON  BÖLÜM
Bu hikaye tamamen gerçek dışı ve hayal ürünüdür. Benzer yanları olsada gerçek olay ve kişilerle ilgisi yoktur. Demeyeceğim. Demeyeceğim çünkü gelişmekte olan tüm ülkelerde bu tehlike her zaman vardır.

 Başa dönelim. Ne demiştik?

“Mavi güzeldir. Temiz, ferahdır. Denizdir, buluttur  göz alabildiğine… Yeşil güzeldir. Ormandır, nehir, çiçek, tabiattır. Siyah felakettir, iç karartır alabildiğine.

Maviler önce sararır, sonra grileşir ve bir gün simsiyah oluverir. 

Yeşiller solar önce, dökülür, kahverengi olur ve bir gün simsiyah oluverir.

Siyah güçlüdür, hakimdir, kimse rengini değiştiremez. Tüm renkleri yutar. Yutmaya çalışır.

Türk insanı tertemiz bembeyazdır. Ülkesi masmavi, yemyeşildir. Gönlü bol, dost canlısı, sabırlı, fedakar ve hoşgörülüdür.

Siyah olan düşmandır. Beyazı lekelemek, yeşil ve maviyi yok etmek niyetindedir. Hiçbirşey onu durduramaz diye düşünür. Siyah güçlü, beyaz kararlıdır.”

Kararlılığımız devam ederse ki edecek,

Tarih, vatan, din ve millet bilincimiz körlenmezse ki körlenmeyecek,

Aramızda farklılıklar olsada hepimiz kardeşiz diye düşüneceksek ki düşüneceğiz,

Oyuna gelmeyeceksek ki gelmeyeceğiz,

Aile bağlarımızı kuvvetli tutarsak ki tutacağız,

Ulu önderimize verdiğimiz sözü tutup O’na yakışır gençler olacaksak ki olacağız,

Yabncılara kapımızı açarken dikkatli olursak ki olacağız,

Modernleşirken kültürümüzü koruyacaksak ki koruyacağız,

Kendimizi tanıyıp kendi bilim dünyamızı kendimiz yaratacaksak ki yaratacağız,

Enerji kaynaklarına sahip çıkacaksak ki çıkacağız,

Vatan için canını feda edenler minnet borcumuzu ödemeye devam edeceksek ki edeceğiz,

Yardımsever, hoşgörülü, fedakar olmaya devam edeceksek ki edeceğiz,

Durmadan çalışacaksak ki durmayacağız,

Tek yol göstericimiz ilim ve fen olacaksa ki olacak,

Askere, polise, öğretmene, çoluk çocuğa kurşun atanlar düşmanımız olacaksa ki olacak,

Sesimizi özgürce ama çatışmadan yasal olarak duyuracaksak ki duyuracağız,

Bayramlarda en önde geçirdiklerimize daha çok dikkat edeceksek ki edeceğiz,

Anıtkabir baş tacımız, meclis milli irademiz olacaksa ki olacak

MAVİLER MAVİ, YEŞİLLER YEŞİL KALACAKTIR: EMİN OLUN…..

S   O   N

Read Full Post »

MAVİ SİYAH 1

Önsöz Mavi güzeldir. Temiz, ferahdır. Denizdir, buluttur göz alabildiğine… Yeşil güzeldir. Ormandır, nehir, çiçek, tabiattır. Siyah felakettir, iç karartır alabildiğine. Maviler önce sararır, sonra grileşir ve bir gün simsiyah oluverir. Yeşiller solar önce, dökülür, kahverengi olur ve bir gün simsiyah oluverir. Siyah güçlüdür, hakimdir, kimse rengini değiştiremez. Tüm renkleri yutar. Yutmaya çalışır. Türk insanı tertemiz bembeyazdır. Ülkesi masmavi, yemyeşildir. Gönlü bol, dost canlısı, sabırlı, fedakar ve hoşgörülüdür. Siyah olan düşmandır. Beyazı lekelemek, yeşil ve maviyi yok etmek niyetindedir. Hiçbirşey onu durduramaz diye düşünür. Siyah güçlü, beyaz kararlıdır. GİRİŞ * Zamanın birinde mavi ve yeşilin bol olduğu tertemiz, uçsuz bucaksız bir ülke varmış. İnsanları fakir ama namuslu, teknolojik yönden geri kalmış ancak çalışkan insanlarmış. Barış, kardeşlik, huzur ve refah içinde beraberce yüzyıllardır yaşarlarmış.İnsanların bazıları iki kafalıymış, bazılarının dört kulağı varmış, bazıları tek ayaklı, bazılarının ten rengi pembeymiş. Ama kimse diğerini yadırgamazmış. Hatta yapılan evliliklerden sarı ayaklı çocuklar, pembe gözlü kızlar doğarmış. Kiminin tonlarca altını varmış, kiminin bir tek lirası yokmuş. Bu farklılıklar onların dirlik ve düzenliğini hiçbir zaman bozamamış. * Tertemiz kır havasının hakim olduğu bu ülkede masmavi dereler, göller, denizler ülkenin dört bir yanını kaplarmış. Dereye çöp atan, yola sebze artığı döken, atlara eziyet eden, hırsız girer diye evinin pencerelerine demir parmaklık yaptıran yokmuş bu ülkede. * Okullarda faydalı şeyler öğretilir, gazete ve televizyonlarda insan olma kabiliyetini geliştiren sosyal içerikli programlar yapılırmış. Kötü, fena, çirkin varmış tabi olmaz mı ama sayısı çok azmış.İyiler arasında kaybolur gider, suç işlediği zaman cezasını çeker hatasını anlayıp hayata kaldığı yerden devam edermiş. Tüm insanlar mutluymuş. Bir gün bir adam çıkıp gelmiş uzaklardan.. tüm insanlar merakla buna bakmaya gelmişler çünkü kıyafeti, konuşması pek farklıymış. Misafirperverlikle evlerini açmışlar döşek vermişler, yemek vermişler. Adam pek güler yüzlü, pek masummuş Allah için..Hep güzel şeylerden bahseder, araklarında hiçbir fark olmadığını anlatırmış uzun uzun. Hepsini yaratan Allah’ın aynı olduğunu üzerine basa basa söylermiş. Aralarında uzun yıllar kalmış. Kimse O’na dokunmamış. O herkese dokunmaya başlamış. Yavaştan..ama kimse anlamamış. * Sonra bir gün bu adam bir şey çıkarıp cebinden ucunu yakmış ve dudaklarının arasına alarak nefes çekmeye başlamış. O çektikçe şeyin ucundan dumanlar çıkmaya başlamış. İnsanlar böyle şeylere alışkın olmadığından korkmuş ve hatta bazıları kaçmış. Bazıları da maalesef denemek istemiş. Öksürerek de olsa denemişler, beğenmemişler ama diğerleri arasında ün salmışlar. Denemeyenlerinde içinde bende denesem diye bir istek uyanmaya başlamış. Zamanla onlarda denemiş ve bir süre sonra denemeyen kalmayınca işin anlamı bitmiş. Bitmiş ama vazgeçmek isteyenlerde artık vazgeçemiyormuş. Çünkü vücutları bağımlılık yapmış. Günler aylar sonra o pembe yanaklı insanlar sararmaya başlamışlar yaprak gibi. Öksürükler artmış, hastalık ve ölümler artmış, kader demişler…. * Adam her gün masallar anlatırmış çocuklara. Dedelerinden duydukları masallardan biraz farklıymış bu masallar..Bu insanların aslında çok uzaklardan geldiklerini, buraları savaşlarla zorla aldıklarını anlatır dururmuş. İnsanlar bahsedilen yerleri görmediği için bilmez, böyle şeyler derste gösterilmediği için merakla dinlermiş. Bir süre sonra bu anlatılanlar herkes öğrensin diye ders kitaplarına da girmiş ve herkes öğrenmiş. Öğrenmiş ama adamın anlattığı şekilde…Dedelerden bazıları aksini söylese de kimse itibar etmemiş.. * Kahvelerde zaman zaman muhabbet edilirmiş bu adam ortada sürekli konuşur güzel şeylerden bahsedermiş. Namaza camiye gideceklere durun sonra gidersiniz diye geciktirir, kendi ülkesinde sadece Pazar günleri bir kere gidince yeteceğini anlatır, günah işleyince din adamlarının bağışlama yetkisi olduğunu söylermiş..İçkinin serbest hatta ibadet gibi faydalı bir şey olduğunu söylermiş. Bizim ülkenin içkiyi gizli saklı içen insanları hayret etmişler. Sonra yavaş yavaş içkinin dinen günah olmaması gerektiğini yorumlamaya başlamışlar.. Öyle ya bir dinde serbest olan diğer dinde yasak olur muymuş? * İçki yasağı delinip, bilinçler körelince içenler artmış, hastalıklar artmış, sarhoşlar ve tabi kavgalar, zararlar, yaralanmalar ve küskünlükler artmış, parasızlık artmış. Azıcık geliri olan insanlar sarhoş olup eğlenmek ama aslında vücuduna zarar vermek adına birde para ödemişler. Evde aileleri onları beklerken, yiyecek beklerken onlar içip şarkı söyleyip sözde eğlenirmiş. İşin tuhafı sabah hiçbiri bir şey hatırlamasa da içen itibar görür olmuş.. * Bu yetmezmiş gibi bir süre sonra üç kadın gelmiş adamı görmeye. Birbirinden güzel üç bayan kıyafeti, kokusu, endamı ve tebessümü ile fıkır fıkırmış doğrusu. Gidecek yeri olmadıklarından geldiklerini paraları olmadıklarını söyleyip bu insanları kandırarak yer istemişler. İnsanlar yardımseverlik duygusuyla onlara ev yapmış, döşemiş ve ceplerine bir miktar para bile koymuşlar. Bu kadınlar iki gün sonra içki içilen yerlerde iş bulmuşlar kendilerine.. Zavallıcıklar karın tokluğuna sarhoşlara hizmet etmeye mecbur kalmışlar…! İçkinin dozunu kaçıran erkeklere bu bayanlar pek bi hoş görünmüş gecelerin ilerleyen saatlerinde .. Onlarda bu ilgi ve yardımlara karşılık olsun diye bu adamlara açmışlar yataklarını..ısınsınlar diye, merhamet göstermişler.. İKİNCİ BÖLÜM İçki, kadın sigara derken yaşantıları değişmiş, paraları yetmez olmuş. Evde çocuk çoluk ilgi beklerken erkekler bardan çıkamaz olmuş. Kendi insanlarının yapması ayıp ve günah olan şeyler bu kadınlar tarafından yapılınca günah olmuyormuş.. Namussuzluk olmuyormuş. Bu kadarla kalsa yine iyiymiş. Bir süre sonra adamlar kadınları sahiplenmek için pahalı hediyeler almaya, sonra yüksek paralar vermeye başlamışlar. Üç kadın başka üç kadınlar çağırmış… Bir süre sonra bar ve meyhanelerde çalışan kadınların tamamı yabancı oluvermiş.. Kadınlar kazandıkları paraları memleketlerine göndermişler önceleri, ama sonra o kadar zengin olmuşlar ki o ülkenin en güzel yerlerinde ev yaptırmışlar..bahçelerine de kendi ülke bayraklarını asmışlar.. vatan hasretini böyle dindiriyoruz demişler soranlara..Hasret çeken garibanlara herkes acımış. Acımasa ne yazar kadınların elindeki filmler, fotoğraflar hep şantaj aleti oluvermiş..zorlayanlara, anlatmakla tehdit etmişler. Aylar geçince daha önce rastlanmayan hastalıklar başlamış avret yerlerinde.. Kızarıklıklar, kaşınmalar, kanamalar ve hatta ölmeler …sebebi belirsiz. Ülkenin doktorları ne dediyse anlatamamış bu hastalığın kaynağının yabancı kadınlar olduğunu..Kadınların çekiciliği, yüksek fiyatlarına- çünkü artık ucuza iş yapmıyorlarmış- rağmen adamların gözlerini kör etmiş..İlaç kullanmak için yabancı diyarlardan ilaçlar getirtmişler yüksek fiyatlarla, çünkü ülkelerinde öyle hastalık daha önce hiç görülmediği için ilacıda yokmuş.. Paraları, huzurları, sağlıkları günden güne kötüye gitmiş… Keyifli anaları artırmak, dert ve kederleri unutmak, yorgunluk gidermek, kırgınlıkları unutturmak maksadıyla kadınlar geceleri kimse yokken sigara gibi bir şeyler içermiş. Bir gün gencin birine de bunu tattırmışlar mecburen. Çünkü bu pahalıymış ve kendi ülkelerinde bile kullanılması yasakmış. Çünkü bilinci tamamen kapatır, vücuda çok zarar verirmiş…Bizim delikanlı yaşadığı bu tecrübeyi arkadaşlarına öyle bir abartarak anlatmış ki… ertesi gün beş, sonra on, sonra yüz… bir ay sonra bin kişi kullanmış bunu. Para ödemişler yüksek miktarlarda, sonra daha istemişler daha, daha, daha…Sigara içenlere çocuk diye bakmaya başlamışlar.. Aşırı doz alıp ölenlerle ilgilenmemişler bile..kendilerine bir şey olmaz gibi.. sigaranın zararı uzun vadedeyken, zihinleri uyuşturan bu maddeyi çok sevmişler. Polisin tüm yasaklarına rağmen gizli gizli içmeye devam etmişler.. geleceklerini düşünmeden. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM İnsanların erkekleri içki, sigara, kadın vu uyuşturucu tuzağına çekilmişken kadınlar rahat bırakılır mı? Onlara süslü aşırı makyaj yapmayı, kısa açık giyinmeyi, çocuk terbiyesine kadar varan ev hayatı derslerini usanmadan anlatmışlar günlerce.. Çocuğunuzu aynı odada yatırmayın demişler, konuşurken gözleriniz aynı hizaya gelsin, düşünce kaldırmayın kendi kalksın demişler… 18 yaşında çocuklar kendi hayatına yelken açsın siz hayatınızı yaşayın demişler…İçki, sigara belasını onlara da bulaştırmış bu bir avuç kadın ve o adam. Milyonlar sözlerini dinlemiş. Tarhana çorbası yerini hazır bardak çorbalara bırakmış zamanla, elektrikli ekmek yapma makineleri girmiş hayatlarına, derin dondurucu hatta çamaşır kurutucu makineler dolmuş evlere… Kadınlar altın günü yapmaya, sonra konkene, sonra hanım matinelerine başlamış..içki sigara kadınlarında dudaklarına yapışmış göre göre… sosyetik olmuş hamur yoğuran kadınlar.. Yabancı kadınlar gibi arazi satıp manzaraslı evler istemeye başlamışlar.. Bazıları ise… ahlaksızlık denen illete bulaşmış ve adamlarla para kazanmak için yatmaya başlamış. Erkekler artık daha bir hoşgörülüymüş sıcak yatağını tanımadığı erkeklere açanlara… sonra yatağını açan kadınların yaş ortalaması 16’ya kadar düşmüş… O genç bedenlerde uyuşturucu, içki ve sigara kurbanı olmuş… Doktorlar sırt ve bel ağrıları yerine, doğum ve aşılar yerine bu tür hastalıklarla uüraşmaya başlamışlar… enerji içecekleri, kuvvet şurupları sarmış eczane raflarını….alıcıları artmış bu ilaçların. Ama hepside yurt dışından geldiğinden çok pahalıymış…. Adam getirdiği akraba gariban kadınlar var güçleriyle (!) çalışırken, ev, kahve ve gizli toplantılar yapmaya başlamış, kendi dininin bedava kitaplarını dağıtmış, okuyanlara paralar dağıtmış karşılıksız olarak… ayinlere davet etmiş onları. Hocalar dua ederken yanına kendisi geçip kendince dualar okumuş… hepimiz kardeşiz, dinimiz farklı olsa da tanrılarımız aynı demiş… DÖRDÜNCÜ BÖLÜM İnsanlar nedense bu adamı seviyormuş. Söyledikleri hep güzel şeylermiş… Hiç kötü düşünmemişler… Bir gün adamın zengin erkek akrabaları gelmiş ülkeye.. Cepleri para doluymuş. Size teknoloji getirip iş imkanı vereceğiz demişler.. Bir iki iş yeri açmış ama asıl hazır kar getiren işletmeleri kolayca satın almışlar… araba fabrikaları, TV fabrikaları derken iş telefona, bankaya, petrole gelmiş… Kendi petrolünü kendi çıkaramaz olmuş sonra bu ülke insanları. Çünkü haklarını bu yabancılara satmışlar. Kendi uçağını yapamaz, savaş araçlarını yabancılardan alır hale gelmiş ülke.. Ders kitapları bile değişmiş, çocuklar derslerde yabancı dağları, ne alakası varsa okyanus hayvanlarını görmeye başlamışlar. Öğretmenler öğrenciler yabancı dil öğrenme merakı ile yanır tutuşur olmuş.. Bir kısmı adamların geldiği ülkeye bile gitmiş. Gördüğünü bin katarak anlatmış.. Para, iş, teknoloji, güzel bayanlar… hepsi varmış. Kendi ülkesindeki güzellikler de neymiş… Hela temizleyenler bile o yabancı ülkede yurda gelince insanlara oturduğu yerden para kazanmış gibi anlatmış, daha çok insan gitmiş, daha çok insan o yabancıların kültürü ile tanışmış. Orada evlenip çocuk yapmaya büyütmeye başlamışlar.. parasızlık ve itibar uğruna. Kendi ülkesini savunan askerler ve başkanlarına güvenirmiş insanlar en çok. Sonraları bu da sarsılmaya başlamış. Yabancıları sözleri muteber olmaya başlamış. Yabancı sermaye ile kurulan fabrikalar zehirli dumanlar yaymaya, kimyasal atıklarını masmavi derelere salmaya başlamışlar. İnsanlar kınamış ama kanunen suç değilmiş ki. Ülkenin yasa adamları hemen kanunlar çıkarmışlar. Sonra yabancılar başka zararlı şeyler yapmışlar kanunen yasak değil diye.. bizim yasa adamları yeni kanunlar çıkarmış… Duman ve petrol atıkları etrafı kirletmeye başlamış. Mavi gökler yeşil tabiat SARARMAYA başlamış…tıpkı ülke insanların yüzündeki allıkların sarardığı gibi. Dişleri, gülüşleri, sağlıksız bedenleri gibi… SAPSARI olmuş. BEŞİNCİ BÖLÜM Yabancı adam ve arkadaşları ülke kanunlarından sıkılmaya başlamış bir süre sonra. Değiştirmek için çalışmaya başlamışlar. İnsanları kandırarak, satın alarak, tehdit ederek, istediklerini yaptırmaya çalışmışlar. Bir grup yurtsever ise bunların yapmaya çalıştığını anlamaya başlamış. Bu adamların geldiği ilk ülke bu değilmiş. Daha önce uğradıkları ülkelere giden ülke insanları oradaki vehameti görüp dehşete kapılmışlar. Mutsuz, sağlıksız insanlar, sağlıksuız ekonomiler, sağlıksız bağımlı yönetimler görmüş… korkmuşlar. Bu bizim de başımıza gelecek ey insanlar uyanın diye bağırmaya başlamışlar. Seslerini duyan olmamış. Adam ve arkadaşları bu küçük gruptan rahatsız bile olmamış başta. Sonra kendilerini yavaş yavaş ilerlemeye mecbur hissetmişler. Amaçlarına doğru… Bu kadar para yetmezmiş gibi. Asıl hamlelerini yapmaya başlamışlar. Kandırılmış, alıştırılmış, isteneni yapmaya hazır tam kıvamına gelmiş insanlar karşı koyamaz diye düşünmüşler…..Ülke kanunlarını da üzerinde kurallarını kendi belirledikleri yeni cemiyetler kurup ülke seçilmişlerini bu cemiyetin kurallarına uymak zorunda bırakmışlar. Halk oylamaları yapmışlar ama insanlar bunları güvenir olduğundan, onların ilkelerindeki para ve refaha ulaşmak umuduyla evet oyunu basmışlar oylama kağıtlarına… Yeni yeni meslekler türemiş.. yeni kelimeler girmiş ülke lisanına. Az bir şey yabancı dil bilen pastanenin adını patisserie, hastanenin adını hospital yapmış. İşi ileri vardırıp okul bile açmışlar kendi ülkesinden olanlara… bu ülkeden olup onlara yakın olanlara…Yaşlılar bu yazılanları okuyamaz,okusada anlayamaz olmuş. Yaşlılar ve gençler arasında uçurum açılmaya başlamış. Kimsenin anlamadığı kelimeleri kullanan insanlar pek muteber olmuş. Kendilerine çok yakın olanlara tavizler vermişler, makam vermişler..itibar vermişler. Bunlardan en akıllı, en zeki ve akranlarına göre ileride işlerine yarayacağını düşündükleri gençleri kendi ülkelerine yollayıp bedava tahsil imkanı vermişler… yetiştirmek için.. Ülkenin devlet büyüklerinin fotoğraflarını indirin demişler çalışma yerlerinden, bu modaydı eskidi demişler. Bazı insanlar indirmiş, bazıları indirmemiş. Beş kulaklı, pembe gözlü, iki kafalı insanlar yüzyıllardır huzur ve kardeşlik içinde yaşarken bu adamlar birbirine düşürmeye başlamış. Aralarında kırgınlıklar başlamış. Kandırılmış insanları devlet ve polis karşısına çıkarmışlar kışkırtıp. Askere kurşun atmaya, kurşun atacak ülke insanı bulamazsa kendi akrabalarından kurşun atacak adamlar bulmuşlar… askerler ölmeye başlamış tuzaklarda.. öğretmenler, doktorlar, çocuklar ölmüş kahpe tuzaklarla…

Read Full Post »

KADIN
Küçük çocuk annesine sordu; Niçin ağlıyorsun?
Annesi cevapladı; Çünkü ben bir kadınım.
Çocuk söyledi; Anlamadım.
Annesi onu sadece kucakladı ve dediki:
…Ve asla da anlayamazsın, fakat olsun, önemli değil.
Daha sonra küçük çocuk babasına sordu;
Annem niçin bazen hiç sebepsiz ağlıyor?
Bütün kadınlar sebepsiz yere ağlarlar.
…Babasının bütün söylediği bundan ibaretti.

Küçük çocuk büyüdü ve bir adam oldu, fakat hala kadınların niye ağladığını merak ediyordu.
Sonunda, dizlerinin üstüne çöktü ve Tanrı’ya sordu:
TANRIM… Niçin kadınlar böyle kolay ağlarlar?
Ve Tanrı cevapladı…
…Ben kadını yaratırken onun çok özel olması gerektiğine karar verdim.
Onun kollarını mükemmel bir rahatlık verecek kadar narin yaparken omuzlarını dünyanın bütün yükünü taşıyacak kadar kuvvetli yaptım!
Ona doğuma dahi dayanacak kadar dayanma gücü ve çocuğunu koruma içgüdüsü verdim!
Ona, ailesi, arkadaşları, sevdikleri ile şefkatle ilgilenebilecek ve kötülüklerden koruyacak kadar dayanıklılık ve sertlik verdim. Hatta herkesin vazgeçtiği anda hastalık ve yorgunluğa rağmen şikayet etmeksizin !
Ona çocuklarını bütün şartlar altında sevecek kadar duygusallık verdim, hatta çocukları onu çok kötü incitseler dahi ! O çocuklarını aptalca hatalarından veya yaralanmalarından dolayı hissettikleri suçluluk hislerini veya acılarını yok edebilecek ve ergenlik çağı endişe ve korkularından arındırabilecek özel bir güce sahiptir.
Ona kocalarının hatalarına rağmen onlarla ilgilenmeye devam edebilecek güç verdim, ve kocasının kalbini korumak için onu erkeğin göğüs kaburgasından yarattım!
Ona iyi bir kocanın eşini asla incitmeyeceğini fakat bazen kadının dayanma gücünü test etmek için hata yapabileceğini ve bunun içindir ki sonuna kadar azimle kocasını destekleme kararını yaratan anlayış verdim.
Oğul, bütün bu uzun ve zor çalışmalarım sonucunda…
Ona ayrıca yağmur gibi dökülecek gözyaşı verdim. Bu gözyaşları onundur ve ne zaman ihtiyaç hissederse kullanır. Ve bu onun tek zayıflığıdır!
Onu ağlarken görürsen, ona onu ne kadar sevdiğini söyle, aynı onun herkes için yaptığı gibi! Ve hala ağlamaya devam etse bile, bilesin ki sen onun kalbinin daha iyi hissetmesine vesile oldun.
Unutma ki o özeldir.

Read Full Post »

Hayatın en önemli kelimesi…

Bu benim her ortamda arkadaşlarıma sorduğum bir soru. Sizce nedir? Hergün binlerce kelime kullanıyoruz. Prensiplerimiz, değer yargılarımız var. Uğruna ölebileceğimiz şeylerimiz var. Dini inanışlarımız var. Güce inanırız. Sağlık ve aşk önemlidir. Ama hangisi en önemlisi? Kendinize sorun bakalım.

Aşk mı? Geçince?
Sağlık mı? Sağlıksız doğanlar?
Para mı? Olmayanlar? Olup ta harcayamayanlar? Para ile her şey satın alınabilir mi?
Saadet? Nereye kadar?
Huzur? Tamamen elimizde mi?
Sevgi? Neyi ne kadar?
Sevgili? Terk edince?
Renk? Görme engelliler ne yapsın?
Baht, şans? Kime ne kadar?
Ev, araba, kotra? Kime ne getirmiş?
Seks, alkol, uyuşturucu? Dibi olmayan kuyu.
Arkadaş? Hangisi, kaç yıl?
Karakter? Anne sevgisi? Baba yadigarı?
Yemek, uyumak?
Kıyafet, altın, elmas?
Uzay, kader, UFO?

Cevabınız ne bilmem ama benimkisi…..DENGE. Kocaman harflerle hemde.
Çünkü sevgide de, sağlıkta da, uzayda da, parada da her şeyin bir dengesi olmalıdır. Hergün aç kalamayacağımız gibi hergün baklavada yemek tıkar insanı. Sağlık gün gelir kaybolur, para biter, aşk söner…DENGE kaybolmadığı sürece ayakta kalırız. Katılıyor musunuz?

Her hareketimizde dengeli sağduyulu olmaya çalışalım. Komşumuz açken tok yatmayalım. Sağlığımızı koruyup, karşımızdakilere hoşgörü gösterip dengeli bir insan olalım. Ne dersiniz?

Read Full Post »

tiftik keçisi

Tiftik keçisi

Ankara keçisi diye bildiğimiz Tiftik keçisi bir zamanlar yaklaşık 300 yıl Osmanlı imparatorluğunu sırtında taşıdı. Yünü değerli  bu hayvandan yapılan yün, kumaş ve elbiseler tüm dünyaya köhne tezgahlarda yapılıp Osmanlı kumaşı olarak dağıtıldı, pek yüksek olmayan fiyatlarla satıldı, adeta kapışıldı. Hint kumaşı ve İngiliz kumaşı rakip olabilirdi ama  Hint malları pahalı, İngiliz malları kalitesizdi, sanayi vardı ham madde iyi değildi.

Sonunda İngilizler işin sırrını araştırıp, Anadolu’ya casuslar gönderip tiftik keçisine kadar geldiler. Şaşırtmaca ve hikayeyle

3 – 4 çift damızlık keçiyi kaçırıp Güney Afrika’ya (çünkü hayvanın yaşadığı ortama en uygun benzer iklim oradaydı) götürülürlerken Akdeniz’de gemideyken bunların damızlık değil kısır olduklarını anladılar. Türk çiftçisi uyanmış damızlık vermemişti.

Yılmayan İngilizler bu kez padişahı zorla ve kandırarak yazılı müsaade imzalatıp Anadolu’ya geldiler. Bu kez 6 – 7  çift damızlık alıp gittiler.

Onlar üretip çoğalttı. Onlar sanayisini yapıp sanayisini güçlendirdi. Onlar dünyayı sarstı. İleri teknoloji ile kaliteyi ucuza mal ettiler. Osmanlı fiyat düşüremedi çünkü üretim miktarı kısıtlıydı. Mal satamadı. Sanayi yi pekiştiremedi. Tezgahlar kapandı. Tiftik keçileri değerini kaybetti. Türk kumaşı unutuldu gitti.

Şimdi tiftik keçileri sadece hayvanat bahçelerinde kaldı… kumaşlar hafızalarda bile kalmadı.

Not: İlginiz çektiyse mutlaka araştırın. Hayret edeceksiniz.

Read Full Post »

Older Posts »

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.