ALTINCI BÖLÜM
İnsanlar nereden geldiğini, nasıl yaşadığını unutur olmuş. Atalarından öğrendikleri tartışmaya açık gibi olmuş..modern kitaplarda yazmadığı için. Ülkenin tarihini bile başkaları yazar olmuş. İnsanlar para kazanmaya başlamış ancak para ile alacak yerli mal bulamaz olmuşlar. Vergilerden, harçlara, sınavlardan toplu taşımacılığa kadar pekçok şey değişmiş.
Duman, toz, zehirli atıklar dereleri simsiyah yapmış…gökyüzü kurşuni gri, insanların suratları koyu sarı olmuş. Bebeler ölmeye, insanlar kanser ile tanışmaya başlamış. Yok olmak üzere olan tabiat kurtarılsın diye dernekler kurulmuş. Okyanusta yok olmak üzere olan hayvanlar okutulmuş ders kitaplarında … yok olan tiftik keçisinden bahsedilmeden.
Ailelerde gençler söz dinlemez olmuş yavaş yavaş. Yabancı adam bu gençleri yönlendirmeye başlamış. Aileniz kucaklarını kapatıyor ve sizi anlamıyorsa bana daha çok yaklaşın demiş. Gençler bu şefkatli kucağa bırakmaya başlamış kendini. Sonra ağır gelen dini gerekler bile terk edilmeye, adamın dinine geçen ülke insanı sayısı artmaya başlamış. O dine ait ibadet yerleri açılmış.
Yabancıların açtığı işyerleri para kazandıkça büyümüş, büyüdükçe para kazanmış. Yerli halk bunlarla rekabet edemez hale gelmiş. Ama…içki, kadın, kumar tutkunları (!) yabancı kadınlardan aldıkları dersler ile huyları değiştiğinden vazgeçemez olmuşlar. Kadınların sayısı o kadar artmışki….o kadar olur. Eğlence mekanları çığ gibi artmış. Mekanlarda yerli kızlara rastlamak mümkün değil diye ülke kızlarından bazıları o yabancı kadınlara benzemeye başlamış. Benzedikçe bu mekanlarda iş bulur olmuşlar…
Yerli arabalar terk edilmeye başlanmış, hayat değişmiş…Lüks ve israf almış yürümüş. Yaşam kalitesi artacak diye pek çok gerekli gereksiz yenilik girmiş insanların hayatına.. Pahalı olan bu alışkanlık, heves ve gösteriş kendini maddi zararlar şeklinde göstermeye başlamış. İnsanlar paraları olmadığı halde kredi veya borç alarak o mala sahip olmaya çalışmış..ama gelirleri düzenli ve yeterli olmadığı için bir süre sonra daha çok para kaybedip borcunu ödeyemez hale gelmişler.. Faizler, cezalar hapisle, intiharlarla yer değiştirmeye başlamış. Ülke insanları ayağını yorganına göre değil yatak odasının tavanına kadar uzatmaya başlamış…
YEDİNCİ BÖLÜM
Aile saadeti yerini çatışmalara, kırgınlıklara, ihanet ve aldatmalara bırakmış.. insanlar aile bağlarını yavaş yavaş zayıfladığını göremez olmuş. Parasızlık, ahlaksızlık girmiş insanlardan bazılarının hayatına. Parasızlık diğer ahlaksızlıkları beraberinde getirmiş. Yolsuzluklar, tefeciler, rüşvet başlamış hiç alışık olmadıkları bir şekilde. Kendileri rüşvet ister, kendiilerinden rüşvet istendiğinde şikayetçi olur hale gelmişler. Sonra rüşvetin adını bahşiş koymuşlar olgunluk ve pişkinlikle. Hediye alır gibi almışlar, çocuklarının gırtlağından bu lokmaları geçirmişler..
Kızları, erkek çocukları kendilerinden çok arkadaşlarının sözünü dinler olmuş.. gazetelerden magazin programlarından etkilenerek. Yabancı marka merakı baştan aşağı ülkeyi kaplamış. Bayram ziyaretlerinin yerini cep’ten çekilen kısa mesajlar almış. Büyükler bayram sabahları cam önünde beklerken ülke insanları bayramlaşma yerine tatile gitmiş… eğlenceye ara vermemek için. Sahte bir sarhoşluk gözlerdeki körlük gibi tüm bedenleri sarmaya başlamış..
İyi ile kötü karışmaya başlamış, tartışılır olmuş en somut gerçekler.. yabancı adam ve kadınların etkisiyle.. Onlar istemiş, ülke insanları yapmış. Onlar istememiş ülke insanları o şeyi terk etmeye başlamışlar. Bazıları hariç…
Sağduyu sahibi, ileriyi gören bazıları isyan bayrağı çekmiş, feryat etmeye başlamış sesini duyurana kadar.. duyurmuş duyuramamış bilinmez ama mücadeleden vaz geçmemişler. Etraflarına mum ışığı gibi aydınlık yaymaya çalışmışlar.
Sarı saçlar kahverengileşmeye başlamış, dişler kararmış, ülke ufukları koyu gri bulutlarla dolmuş.. Gökyüzü katmanları bile nasibini almış bundan. Güneş ışıkları doğrudan tenlere deyip yakmaya başlamış. Kanser olanların ölenlerin sayısı artmış..
Cinsel tercihler bile değişmiş. Ahlaksızlık eşcinselliğe, sübyancılığa kadar varmış. Dergiler, kasetler doldurmuş vitrinleri…Yabancı dergi ve gazeteler okunur olmuş çagdaşlık adına.. reklamlar verilmiş afişler boyu..mayolu kadın resimleri kaplamış sokakları…
İnsanlar çok düşünüp iş çıkarmasın diye dikkat dağıtmak lazım diye düşünmüş yabancı adamlar. Futbol ile dimagları meşgul etmişler.. Transferlerde yabancı oyunculara kamyon dolusu paralar ödenmiş..insanlar bütün haftayı maç beklemekle geçirir olmuş. Fanatiklik sarmış etrafı, maçlar döner bıçağı olmadan seyredişlemez olmuş. Oyuncular şike yapmış, hakemler tartaklanmış. Maç zevkle değil korkuyla seyredilir olmuş. Çocuklar, kızlar maçlara gidemez olmuşlar. Çarşıda pazarda maç kavgaları, cinayetler işlenmiş..
SEKİZİNCİ BÖLÜM
Tutulan takım için pahalı formalar alınmış, fanatiklik sarmış her yanı. Maç bahisleri piyangoların önüne geçmiş, şikeler artmış, adı teşvik primi olmuş..yapanlar ispat edilemediği için hapse konulamaz olmuş. kendi takım arkadaşlarını satan sahtekar oyuncular zengin olurken spor ve sporcular darmadağın olmuş…
Zamanla yabancı adamın ülkesinden olmayan yabancılarda gelmeye başlamış…pasta çok lezzetli diye. Hepsi arasında kırışmış, o ülke insanları pek nasiplenememiş. İşyerleri birbir kapanırken..işsiz kalanlar mafyalaşmaya başlamış. Otopark, ihale, kumarhane mafyaları türemiş. Çek senet mafyaları ile iş görür olmuş insanlar. Zengin daha zengin fakir daha fakir olmuş.
Tabiat varlıkları, atalardan kalan emanetler bile ad değiştirmeye başlamış. Peri bacaları kapodokya olmuş.Kıyı şeridi yabancıların evleriyle dolmuş. Hatta malikaneleriyle. Bahçelerine vatan hasretini dindirmek işçin astıkları bayraklar bir özgürlük abidesi gibi dalgalanır olmuş.. Evleri siteye, siteleri köylere, köyleri yerlilerin giremeyeceği yasak şehirlere dönmüş…
Bilgisayar ve internet ağı tüm dünya gibi o ülkeyide kaplamış baştan sona..sapık siteler yasak yayınlar sokmaya başlamış çocuk odalarına. Hem para kazanıp bilgisayar satmış bu adamlar, hem reklam alıp paralarını katlamış hem de istedikleri içeriklerle bazıları zehir saçmış etrafa….Yüzyüze söyleyemedikleri için bir araç olmuş ekranlar…Sıkışınca..medya beni yanlış anladı demişler. Yorum farkı demişler. Önce birine açıkça söyletip nabız yoklarken çok tepki gelirse o arkadaşımızın şahsi görüşü demişler, tepki gelmezse yürürlüğe koymuşlar hemen.
Uyuşturucu alışkanlığını artırmak için okul önlerini kullanmaya, dövmelerle insanları işaret taşına çevirmeye başlamışlar. Dudaklara teller takmışlar, gözlüklerin yerini göze konulan cam parçaları almış estetik uğruna. Sapasağlam bedenler sahte güneşle bronzlaşıp, estetik ameliyatlar geçirmişler yüksek bedellerle… Topluma bu insanlar örnek model gösterilmiş.. manşetlerden inmemişler. Okuyanların beyninde model olmuş be bedenler…
Sokak iç çamaşır defilelerine kadar varmış iş.. alenen. Araba fuarları başka sergilere dönmüş. Poşette satılan dergiler yavaş yavaş poşetlerden çıkmaya başlamış. Hayati ihtiyaçlar arasına alkol, sigara, uyuşturucu, lüks, israf, yabancı menşeeli mallar sokulmaya çalışılmış…
DOKUZUNCU BÖLÜM
Ormanlar kesilip arazi yapılmaya, olmadı yakılmaya başlanmış. Ciğerlere taze hava yerine toz bulaşsın diye. Yabancılar kendi ülkelerinde dal koparmazken ormanları fabrika yapmak istemişler. Sahili kapatıp özelleştirmek, tatil köylerinde yalnız kalmak istemişler..
Zamanla güçlenmişler, kararlılıkları artmış. Amaçlarına ulaşma istek ve inançları artmış. İsabetli karar verip doğru hedef seçtiklerinden emin olmuşlar. Bazı ülke insanları görmüş bunu…bazıları görememiş..
Ülkelerinde ürettikleri malları bu ülkede daha çok satabilmek için herşeyi yapmışlar.toplum üreten değil tüketen bir hale gelmiş. Tıpkı tükenmeye yüz tutmuş umutları gibi.. Paraları yabancılara emanetmiş, ödül alan kitaplar nedense ülkeyi kötüler cinstenmiş. Bizim fındığımız diyememiş bu insanlar fındık demiş. Ülkenin lokumuna baklavasına başkaları sahip çıkar olmuş. Yabancı eski düşmanlar kardeş gösterilmeye çalışılmış, onlar emellerinden vazgeçmediği halde geçmiş gibi anlatılmış..kanmamış insanlar. Ama bazıları kanmayı dilemiş, kanar gibi yapmış, çok azı gerçekten inanmış.
Çeteler başlamış gösteri merakıyla. Bu çeteler mafyalara adam yetiştirir olmuş. Sokak savaşları olmuş aralarında bazen polise karşı omuz omuza taş atmış bu kandırılmışlar. Silah satmış yabancılar her iki tarafa da. Askere, öğretmene kurşun atanlara mermi satmış, mayın satmış, silah satmış. Parası yoksa bedava vermiş. Yakalanınca bu silahlar şaşırmış yapıp onlar zaten kayıptı demiş pişkin pişkin.
Eğitsel kollar klüp olmuş, özel klüpler açılmış dernekler gibi. Bu klübler milli bayramlarda en önde yürür olmuş. Tanklarınızı geçirmeyin çocuklar korkuyor demişler. Protokoller değişmiş, davetiyeler değişmiş, kılık kıyafetler değişmiş. Sigortasızlar tedavi olamaz, bazı sokaklar girilmez olmuş. Deprem tehlikesini bile bile bazı insanlar adi inşaatlar yapmışlar. Yıkılınca Allah’tan demişler aldıkları bozuk nasihatlar ve yarım akıllarıyla..
İnsanlar ormana ulaşabilmek için arabayla en az bir saat gitmek zorunda kalmışlar. Tavuklar hasta deyip defalarca milyonlarca tavuğu katlettirmiş bu adamlar. İhracatı kısarken ithalatı sonuna kadar açmışlar…Sahte adi yabancı ülke malları dolmuş heryer.. Adi ama ucuz ürünler kolayca alıcı bulmuş başta sonra tehlikenin farkına varmışlar ama küçük sanayiler yerle bir olmuş sonra uyanmışlar..
Bakkal market savaşları yaşanmaya başlamış pek adil olmayan bir şekilde. Marketler zengin bakkalar yerle bir olmuş. Birisi kurtaramamış bu bakkalları. İnsanlar otoparkı var, çeşit çok, kredi kartı geçiyor diye hafta sonları eğlence gibi alışverişe gitmiş. Tüketmeye o kadar alışmışlarki mahalle bakkalları sadece süt ve ekmek satar olmuş…Sınırsızca kart kullanmışlar. Yetmemiş kartlara taksit yapmaya başlamışlar yabancılar…
ONUNCU BÖLÜM
İnsanların umudu tükenmeye, canları sıkılmaya başlamış. Parası bitik, umudu yitik insanlar en kolay olanı konuşmayı, kahve köşelerinde siyaset yapmaya başlamışlar. Devleti kurtarırken iş aramayı bırakmışlar. Ganyan yarışları tüm haftaya yayılmış, yetmemiş gece yarışları konmuş. Piyangolar hediye arttırmış, at yarışları ev verir olmuş. Maç lotoları almış başını yürümüş. Kumarhaneler yasakmış ama bu işlerin de kumardan farkı yokmuş.
Asgari ücretle çalışan insanlar okey masalarında, ganyan bayilerinde paraları bitirip ev kirasını, çocukların okul taksidini hiç uğruna feda etmişler. Kızlar okuldan alınmış, kadınlar sokak ortasında dövülmüş, çocuklar çırak verilmiş. Ahlaksızlık o kadar artmışki her mahallenin tapulu bir hırsızı olmuş. Evler demir parmaklıklarla kapalı cezaevi gibiş olmuş. Kötüler dışarda dolaşırken.
Hapse girenler af umudunu hep taşımışlar. Gökdelenler yükselmiş sokak aralarında. Araba sayıları artmış, yollar aynı kalmış. Yollarda yayalar arabalardan hızlı gider olmuş. Motorlar türemiş bir ara sonra bir anda modası geçmiş.
Mangallar engellenmeye çalışılmış, kanser yapar diye. Kurban kesmeyin vahşet diye haberler yapılmış yabancı adamlarca….dinin gereği iken. Ne hadlerine ise?
Din değiştiren, kilişsede evlenen o ülke insanları manşetlerde aylarca dolanmış, dizilerde ahlaksız kadınlar merhamet gösterilmesi gereken kader kurbanları gini aktarılmış. Namuslu olmayan yollarla çocuk sahibi olanlar kahraman, çaresiz gösterilmiş. İnsanların dini duyguları, merhamet hisleri hep kötüye kullanılmış. Mazlumu oynamış insanlar iş yapmak istediklerinde. Merhamet dilenmişler. Merhametli Allah’tan korkan ülke insanları dayanamamış merhamet etmiş..
Ama onlar içerde yüze gülerken dışarda veryansın edip bu ülkedeki yaşam şartlarını çekiştirmiş hatta şikayet etmişler. Her türlü hak ve ayrıcalıkları varken daha fazlasını istemişler. Kendi dillerinde okulları, gazeteleri dergileri varken daha çok istemişler..haritalarında o ülkenin topraklarının bir kısmını kendi ülkelerinde gösterecek kadar ileri gitmiş iş…Hainleri kışkırtıp zorla sürügün etmeye mahkum etmişler insanları…köyler boşalmış, tarih kalıntıları baraj altlarında kalmış, kendi tarihi eserleri korumaya alınmış. Gün olur lazım olur diye…
ONBİRİNCİ BÖLÜM
Evinde işinde huzuru kalmayan insanların iç huzuru da kaçmaya başlamış. Hemen kendi yarattıkları bu boşluğu doldurmak için harekete geçmiş bazıları..Allah ile kul arasına bir mertebe koymaya çalışmışlar. Dini duyguları alet edip insanları daha çok kandırmışlar. Asıl düşman ortada sırıtırken kendi mezhep faklılıkları ile meşgul etmişler insanları. Beş kulaklarla alay etmişler, çift kafalılara lakaplar takmışlar. Pembe gözlüler istenmeyen ilan edilmiş. Pembe gözlülerin aslında karlı dağlardan, çift başlıların uzaydan geldiğine kandırmaya çalışmışlar toplumu. Beş kulaklıları telefonları dinlemekle suçlamışlar. Sırtında hörgücü olanları sen bizden değilsin diye dışlamışlar. Senin peygamberin farklı demişler yeşil saçlılara…Huzur ve kardeşlikle yüzyıllardır yaşayan bu insanların arasına içerden ve dışardan nifak tohumları ekmeye çalışmışlar. Kanmamış insanlar ama kulaklarının bir köşesinde kalmış bunlar sabun köpüğü gibi. Yabancılar bunu temcit pilavı gibi her masaya koyduklarında daha çok inanmaya başlamışlar gerek yokken.
Müzik tercihleri değişmiş, eskiden dinledikleri şarkı ve türküler banal olmuş, yabancı melodiler pek bi revaç görmüş. Solistlerin resimleri süslemiş yatak odalarını. Ata ve aile resimlerinin yerini uzak diyarlardan beynimize sokulan saçma sapan çizgi film kahramanlarının resimleri almış. Çocuk isimleri bile farklı verilmeye başlanmış doğunca.
Kediler kutsal, öldüren cani, köpekler şeytanken…kediler nankör, köpekler en sadık hayvan olmuş haberleri yokken. En sadık dostları at iken. Ata sporları bile unutulup yabancı sporlarla uğraşmaya başlamış insanlar…Büyük şehirlerdeki gökdelenlerin tepesine kadar çıkmak mümkün olmamış yerli insanlara çağrılmamışlarsa.. oralar ayrı bir ülke gibi olmuş kapıda korumaları ile…
Köprüler, yollar yabancılara ihale edilir olmuş, tren yolları metro oluvermiş. Üç tarafı denizken o ülkenin deniz taşımacılığını başkaları yapar olmuş koca koca gemileriyle…
Gazeteler intihar edenlerden, aşiret kavgalarından, namus cinayetlerinden geçilmez olmuş..Bağnazlık almış yürümüş, dinsizlik almış yürümüş, satanizm gibi zorlamalar sokulmaya çalışılmış insan hayatına..
Tarım ve toprak ile uğraşanlar sanayileşme adına topraktan koparılmaya çalışılmış, enerji dışa bağımlı hale getirilmiş…insanlar geçim sıkıntısı derdine ideallerinden gün be gün uzaklaşır olmuşlar. Sağlıklı mutlu kutu gibi evlerde yaşarken buldukları tadı hiçbir zaman bulamamışlar…Eski bayramlar reklamlarda kalmış, hatıra defterleri tozla dolmuş, sinema filmleri alay konusu edilmiş..eskiden olan herşey kaka, yeni herşey modern ve iyi gösterilmeye çalışılmış…
ONİKİNCİ BÖLÜM
Aradan çok değil dört yıl daha geçmiş. Ormanlar sararmış, dereler siyaha bürünmüş..mavi gökler simsiyah olmuş..zenginler gökdelenlerde fakir yerliler mağaralarda, kanalizasyon hatlarında yaşamaya başlamışlar..Denizler girilemez kadar kirli, kokusu dayanılmaz şekilde ağır olmuş. O ülkenin yer altı ve yerüstü neyi varsa hepsi kullanılmış iliklerine kadar ve tükenmiş…ağaçlar kesilmiş..binalar yıkılmış..arabalar yakıt yokluğundan çalışamaz olmuş. İnsanlar iş değil aş bulamaz hale gelmiş.
Yerliler bu durumdayken yabancılar yavaştan valizlerini toplamaya başlamışlar.. Çoktandır gözledikleri yeni bir ülkeyi kendilerine yurt seçmişler. İlk gelen yabancı adam ölmüş, ilk gelen kadınlar moda evi sahibi, dergi sahibi olmuş -ama mal satacak kimse kalmamış ortada- alacak bir şey, kandıracak bir insan kalmamış .
Emecek kan kalmadığını görenler biletlerini hazırlamış önce ve bir gün uzaylı bir koloni gibi bu ülkeden ayrılmışlar. İnsanlar kaderleriyle baş başa kalmış. Hastalık ve yoksulluğun kol gezdiği sokaklarda mutsuzluk ve açlık tek egemenmiş. İnsanlar evcil hayvan etlerini yemeye, parklarda uyumaya mecbur haldeymiş. Fabrikalar harabeye dönmüş, bankalar sinema setlerine..elektrik yanmaz olmuş, televizyonlar çalmaz olmuş..Ata yadigarları bile üç kuruş için satılır olmuş. Yiyecek almak için.. Ülke dışına gidenler bir süre daha refahla yaşadılarsa da bir zaman sonra geri dönmek zorunda kalmışlar…orada istenmediklerinden. Gelmişler ve aynı sefalete ortak olmuşlar.
Yabancılar tek kurşun atmadan, tatlı dille ülkeyi harabeye çevirmişler..sonra terk edip gitmişler. Mavi denizler, yeşil tabiat simsiyah olmuş. Umutlar ve yarınlar gibi.
Son insanda ölünce geriye anı bile kalmamış…Yokluk ve sefalet açgözlülükle, nefsine hakim olamamakla birleşip sonunu getirmiş o ülkenin..Neden böyle oldu diye aylarca kanalizasyon kanallarında konuşmuşlar aralarında da nedenini bulamamışlar… esrarlı beyinleri, ilaçlı hormonlu yiyecekleri akıllarında hiçbir şey bırakmamış… akılsız, düşüncesiz, umutsuz, ne yapacağını bilmez halde dünyanın sonunun gelmesini beklemişler…
Küçükken dinledikleri ninniler eski kasetlerde kalmış..
Yabancılar geldikleri gibi gitmişler yerliler onları karşıladıkları gibi değilmiş…
Yüzleri yeşermiş, birbirlerini yıllarca kırıp geçirdikleri için parçalanmış, tek ses tek yürek olamaz bir halde terk edilmişler…sonsuza dek..o ülke bir daha kendini toparlayamamış..
SON BÖLÜM
Bu hikaye tamamen gerçek dışı ve hayal ürünüdür. Benzer yanları olsada gerçek olay ve kişilerle ilgisi yoktur. Demeyeceğim. Demeyeceğim çünkü gelişmekte olan tüm ülkelerde bu tehlike her zaman vardır.
Başa dönelim. Ne demiştik?
“Mavi güzeldir. Temiz, ferahdır. Denizdir, buluttur göz alabildiğine… Yeşil güzeldir. Ormandır, nehir, çiçek, tabiattır. Siyah felakettir, iç karartır alabildiğine.
Maviler önce sararır, sonra grileşir ve bir gün simsiyah oluverir.
Yeşiller solar önce, dökülür, kahverengi olur ve bir gün simsiyah oluverir.
Siyah güçlüdür, hakimdir, kimse rengini değiştiremez. Tüm renkleri yutar. Yutmaya çalışır.
Türk insanı tertemiz bembeyazdır. Ülkesi masmavi, yemyeşildir. Gönlü bol, dost canlısı, sabırlı, fedakar ve hoşgörülüdür.
Siyah olan düşmandır. Beyazı lekelemek, yeşil ve maviyi yok etmek niyetindedir. Hiçbirşey onu durduramaz diye düşünür. Siyah güçlü, beyaz kararlıdır.”
Kararlılığımız devam ederse ki edecek,
Tarih, vatan, din ve millet bilincimiz körlenmezse ki körlenmeyecek,
Aramızda farklılıklar olsada hepimiz kardeşiz diye düşüneceksek ki düşüneceğiz,
Oyuna gelmeyeceksek ki gelmeyeceğiz,
Aile bağlarımızı kuvvetli tutarsak ki tutacağız,
Ulu önderimize verdiğimiz sözü tutup O’na yakışır gençler olacaksak ki olacağız,
Yabncılara kapımızı açarken dikkatli olursak ki olacağız,
Modernleşirken kültürümüzü koruyacaksak ki koruyacağız,
Kendimizi tanıyıp kendi bilim dünyamızı kendimiz yaratacaksak ki yaratacağız,
Enerji kaynaklarına sahip çıkacaksak ki çıkacağız,
Vatan için canını feda edenler minnet borcumuzu ödemeye devam edeceksek ki edeceğiz,
Yardımsever, hoşgörülü, fedakar olmaya devam edeceksek ki edeceğiz,
Durmadan çalışacaksak ki durmayacağız,
Tek yol göstericimiz ilim ve fen olacaksa ki olacak,
Askere, polise, öğretmene, çoluk çocuğa kurşun atanlar düşmanımız olacaksa ki olacak,
Sesimizi özgürce ama çatışmadan yasal olarak duyuracaksak ki duyuracağız,
Bayramlarda en önde geçirdiklerimize daha çok dikkat edeceksek ki edeceğiz,
Anıtkabir baş tacımız, meclis milli irademiz olacaksa ki olacak
MAVİLER MAVİ, YEŞİLLER YEŞİL KALACAKTIR: EMİN OLUN…..
S O N